English      Oturum aç | Kayıt Ol | Unutulan Parola
Kullanıcı adı / Parola

  OROSPULUK VE ISLAM (HACI)


Yanıt Yaz    Sayfa  <123>
Yazar
Mesaj
  Konu Arama Konu Arama  Konu Seçenekleri Konu Seçenekleri
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:46am


brek
(no login)
195.175.239.144

karşılıklı düşünsek

January 10 2002, 10:36 PM 

din insanlığın sorunlarını çözmek için gönderilmiştir
ama bu sorunlar onun kitabına sarılarak çözümlenileblir

bir ateist sorununu islama çözdürmeye çalışmaz
bir hıristiyanda
işte sorun burdan doğuyor islam sorunları çözmek ister fakat bunu insanında istemesi lazım
islam hem dünyadaki değerleri hemde vad edilen değerleri üste tutar bunları birbirinden ayırmaz. böyle bir iddian olamaz mgk bu beni hayretler içinde bırakır cennete girecek olanlar iman edip iyi işler yapanlardır yanlışım mıyım ?

islam dini zaten merhamet dinidir

islamın üste tuttuğu özellikler insanlığın üste tuttuğu özelliklerden çokda başka değildir yani hiç bir zaman zor olanı tavsiye etmez

islamda insanın insanla kurduğu ilişki çok güzel değerlendirilmiştir ve insanlara hizmet etmeyi ve insanların yardımına koşmayı
telkin eden insani özelliklerin güçlenmesini destek bulmasını sağlamıştır iyi temel insani özelliklerin sınırlarını kaldırmayı amaçlamıştır

ön yargılısın mgk ve anlamaya çalışmıyorsun


 
 
HACI
(no login)
205.188.199.156

BU DUNYADA HRISTIYAN OROSBUDAN COK NE VAR PEKI NERDE HRISTIYAN PAPAZLAR?

January 10 2002, 11:11 PM 

Bu sorun epeyi tartisildi..
Nerde bizim Hristiyan bozuntulari acaba...
Soru yalniz Islam'a yonelik degildi..
Orospu sorunu onlarin daha da buyuk sorunu degil mi?

Hristiyanlar aristokrasiden hoslanirlar.. Zenginleri yeglerler, fakirlere de asagi yukari ayni taktikleri guderler. Bizim bazi ahlaksiz Muslumanlar onlarin taktigini taklit etmeye baslamislardir son yillarda. Yani onlar da kopeklerine topladiklari paralarla klimali kopek kulubeleri yaptirmislardir garanti.. Hristiyan preecher, evangelist ler gercekten buyuk ahlaksizdirlar. Muthis profesyonel yalanci, duzenbaz ve hirsizdirlar. Ama Hristiyanlarda para cok.. Gucleri yeter onlara. Pek bi sikayet etmezler..

Fakir ulkelerdeki cocuklara yardim ayagina para toplar Katolik kilise.. Acaba o paranin kacta kaci bizim Sen Antuan'in maasini karsilamaktadir.. keh keh keh..
Sen Antuan yine fakir bir ulkede gorevlendirildi herhalde.. Bagislari toplamakla mesgul. Sesi cikmiyor.. Yoksa bu provakatif basligi kacirmazdi..
keh keh keh.. Diger Hristiyan bozuntularinin mazereti ne ola ki....
Hadi bakiiiiiiiiimmmmmmm

 
 
irfan
(no login)
62.248.33.149

:))

January 10 2002, 11:31 PM 

Önce provakasyon, sonra da ajitasyon...
Modası geçeli çok oldu ama hala işe yarıyor mu bilemiyeceğim.Daha çok faşist taktiğidir, 70 li yıllarda çok çok kullanıyorlardı.Demek amerika da yeni moda olmuş.!!
:))))

 
 
irfan
(no login)
62.248.33.149

hacı

January 10 2002, 11:37 PM 

Hani diyorum, kapitalizmi, kömünzmi politika topiğinde yazmışın, feodalizmi de, dinle ilgisini kurarak burada yazsan!!! Hiç de fena olmazdı yani...
:)))

 
 
irfan
(no login)
62.248.33.149

:))

January 10 2002, 11:39 PM 

Dinler, feodal çağda ortaya çıkmışlardır da!!
Neden acaba ??
Bi düşün bakalım, mutlaka bi şeyler bulursun :)))

 
 
hasanağa
(no login)
213.14.44.215

sayın hacı

January 11 2002, 1:35 AM 

ilk defada olsa senin bu fikrini bayağı benimsedim.yani şu penis kesme konusuna.hatta insaflı bile davranmışsın.islam daha büyük cezalar emreder.
ama anlayamadığım şu: yazıların çoğunda islama hakaretler yağdırıyorsun.islam hakkında istediğin eleştiriyi istediğin kelimeleri kullanarak yazıyorsun.ama biri senin inandığın değerler hakkında eleştiri yaptığında bayağı sinirli iletiler göderiyorsun. bu sence ne kadar ahlaklı bir davranış.neredeyse orospuların varlığını bile islama yükleyeceksin.belkide yüklemişsin bile.yaw allah aşkına yada yokluk aşkına bu dinlerin küçükte olsa hiçmi ahlaki bir tarafı yok.
kendine ait ahlaki değerler olmasına rağmen islama ahlaksız diyorsun ama ateizmin ahlak anlayışı olamaz dediğimizde bunu ateizmi bilmemekle suçluyorsun.
yoksa sen müslüman olacak kadar islamı biliyormusun.
istersen ben söyleyeyim sen islam hakkında hiçbirşey bilmiyorsun.hele hele inkar ettiğin allah hakkında en ufak bir fikrin olmadığı halde onun yeryüzndeki sistemini eleştiriyorsun. öncelikle kendi içindeki paradoksları çözmeni tavsiye ederim.olmayan bir allahın etkisi yeryüzüne bu kadar yaygınsa(bir ateistin bile hayatı boyunca uğraşmasına sebep olacak kadar) varolan bir allahın yeryüzündeki etkisini bir düşünsene. dua ette allah yokmuş

Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:46am


MGK
(no login)
213.153.175.62

irfan şşşşt...

January 11 2002, 1:53 AM 


Bak sana ne diyecegim...
Biri ile hemfikir olmak diye birşey vardır.
Eger sen çıkar buna yalakalık dersen anlaşamayız.

Ben senin yazından bir alıntı yapmadım.
Aynen aldım ve yorumumu yazdım.

İslama konut müslümanlara kiracı diyen sensin ben degil.

Bu dedigine cevabını aldın.

Yukarıdaki yazılarda konu ile de ilgili düşüncelerim var.Ancak tipik dogmatik kafa yapısı ile okudugunu degilde dusundugunu anlarsan anlaşamayız.

İyi bak öyle gel karşıma.

 
 
HACI
(Login omerusta)
66.31.118.80

ISLAM MI SUCLANAN, YOKSA ONU ELINDE TUTANLAR MI?

January 11 2002, 2:24 AM 

Sevgili Hasanaga;
Bu cozumu kolay bir konu degil.. Daha once buna degindim. Ben, cozumu zor sorunlarla ilgilenirim dedim. Bu gercekten cozumu cok zor bir sorun..
Dinlerin otesinde, orf ve geleneklerle ilgili bir sorun. Dinlerin bu konuya katkisi sinirda. Aslinda din ne derse desin, duskunun asagilanmasi surecek. Ben aslinda Islam'dan cok, Islam'i elinde tutan yonetimden sikayetci oldugumu belirtmek istedim. Islam terimini kullanmadan onlardan bahsedemezsin. Hz. Muhammed'den sonra, Islam kim varsa onun eline teslim edilmistir. Hakiki Islam ancak Muhammed zamaninda pratik edilmistir. Belki 10 yil kadar.. Hatta o kadar bile degil. Gelenekleri yok etmek kolay degildir. Ama yine de dinler ve Islam, elinden her geleni yapmamaktadir bu konuda. Cunku Islam cahil ve ahlaksiz ellerdedir.
Size ornekler vermeye calistim. Dedim veya demek istedim ki, Islam yalniz temiz, dogru,ahlakli inanirlar icin degildir. Aslinda Islam'a gercekten ihtiyaci olanlar temiz, dogru ve ahlakli degildir.. Duskunlerdir.
Simdiki Islam onlar icin ne yapmaktadir?..
Bir tek iyi sey bulsam inan hemen Musluman olacam.. Bulamamak ve neden bulamadigimi bilmek benim icin onemli bir sorundur.
Bosna, deprem, jet-pa paralarini ben sahsen hazmedemiyorum.
Ya siz, kendini gercek Musluman addedenler..
Ya siz..
Ne diyorsunuz bu ise..

Ben Islam'a ahlaksiz demiyorum ve demek de istemiyorum. Tek soyledigim, Islam'in ahlaksiz ellerde oldugudur.. Ben bunu soyluyorum, yillardir..
Tabi Islam'la, O'nu kotuye kullananlar arasindaki ince farki da tam olarak tefrik edemedigimden, butun suc Islam'a yukleniyor.. Bundan da kendimi suclu hissetmiyorum..

Selam
Haci



 
 
bedirhan
(no login)
213.14.44.115

sevgili hacı sabır ile iletilerinizi okuyorum

January 11 2002, 3:52 AM 

şunu untmamak lazım ki nasıl görmek istiyorsak öle görürüz.
islamda mutlaka açık aramak veya ahlaksızlık aramak lazım gelir
ve kendimizi böle şartlandırırsak mutlaka bunlarla karşılaşışır
hadi olmadı hayel gücümüzü kullanırız.
neden islam hayat kadınlarını bagrına basacakmış
yada onlara merhametli yaklaşma mecburiyetinde olsun
islam insanı mükemmelleştirmek ve fıtratına uygun bir yaşantı içine sokmak için vardır.
üstelik bu düşkün ve zavallıları meydana çıkaran islam degilken
bunlar kapitalizmin ve islami degerlere uzaklıgın sonucudur.
yani burada bu aşşagılık durum islamdan uzak olmanın bir sonucudur
islam bu noktada getirecegi çözümlerle insanın bu kadar alçalmıyacagı ve onurlu bir hayat sürecegi bir dünya oluşturmak için vardır.
islam ın hakim oldugu toplumlarda bu tür durumlar istisnadır yada yoktur
sorun islamın hakimiyetini kaybetmesinden ve kapitalizmin hakimiyetini saglamasından kaynaklanmaktadır.
çünkü kapitaliler kadının cinselligini her zaman ön plana çıkarmış.
ve kadına vesika vererek vergilendirecek kadar işi azıtmıştır.

islam kadınları oruspu olrak bagrına basamaz
yanlızca onlara bu rezillikten kurtulmak için dogru yolu göstererek
onlara onurlu bir hayatı taviye eder
buna uyan uyar uymayan ise böle rezl bir yaşantıya devam eder.

sonuç şudur hayat kadınlıgı gibi alçaltıcı durumlar islamdan uzaklaşmanın sonucudur
islam bunu engellemek ve kötü dürümdan kurtarmak için oruspu bile olsa insanları dogruya çagırarak bu kötülügün sona ermesi için çaba sarfeder
ve bu tür çalışmalar bazen gazetelerde yer almıştır.

bu tür kadınları bu şekilde kabul etmek demek onlrın durumunu meşrulaştırmak olurki bu asla dogru bir davranış degildir.

onun için onlara ancak düzeltilmesi gereken ve yardıma ihtiyaç duyan insanlar olrak bakmak gerekirki
bu kötü rurumdan kurtulsunlar

bedirhan......................

 
 
y2k
(no login)
212.174.161.159

ahl..

January 11 2002, 4:37 AM 

ahlaksızı sevmemek neden islam için suç olsun ki...
onların neden allah ı olmasın ki ...
cezalandıracak,hesabı görecek olan kimdir ?
allah her zaman affedici değil midir?..
affetse de ,cezalandırsa da diğer seçeneklerde de onların olacaktır.
ahlaksızlığı öven bir din bilmiyorum..
ahlaksız dindarlar çok havada kalan bir genelleme,bana ters geliyor tüm dindarları ahlaksız olarak nitelemek ki,
ahlaksızlık kavramı da tartışılır..
"neye göre" diye sorulur..
"dine göre" cevabı
ahlaksızları dinsiz de yapar ki
o zaman ahlaksız dindarlar olmazlar di mi ?

orospu luğu
düzen düşmanı bulmadığımı belirtmeliyim...
ve asla ahlaksızca bulmadığımı da...
bu arada unutmadan
"100 $ verip sahip olmak" mı,
bu ahlaksızlık işte bence..
yardım derseniz ,
100 $ veremiyorum yani maddi yardım yok ama ,
mesela onlar için kısa zaman da emeklilik diliyorum..
eminim çoğuda bunu diliyor ve bunun için çalışıyor zaten... çoğumuz gibi..
yaptıkları günah mı?
ceza vermek bana düşmez ki
di mi ?

mevlana yolunda bir sürü müslüman var bu ülkede ,
neden mevlana dan örnek vermek başkasının şeyi ile bilmem ne oluyor ki...
tuhaf..
yukarıdaki niteleme ahlaksız dindarlar
di mi ?
mevlana nın dediğini anlayan dindar vardır eminim...

insanın din ya da inanç la ilgili değerlerden daha önceleri ahlaki-insani değerlerini edindiğini bu nedenle de dindar olup olmamasının ahlaki değerlerini belirleyici olmayacağını tam tersine daha önce den kazandığı, edindiği ahlaki değerlerle inancını ya da inançsızlığını yaşayacağını,şekillendireceğini düşünüyorum...
yani,
inancı ya da inaçsızlığı onu ahlaklı ya da ahlaksız yapmaya cak...
ahlakı,
inancını ya da inaçsızlığını şekillendirecek ve "kendine göre" yaşamasını sağlayacaktır..
ufff
uzun oldu umarım dağıtmadım...

türk toplumun da fahişenin değeri ya da verilen tepki nasıl belirleyici olur ki..
türk toplumuna has bir şeyler olma olasılığı yok sayılamaz herhalde...
işin aslı her müslüman ya da hıristiyan ya da yahudi ya da herneyse buna farklı tepki vercektir di mi ?bunun için insan olması yetecektir.
ahlaksızlık kavramına olduğu gibi...

orospulara yardım etmeye çağrı islam a yönelik olursa haci daha önce yazdıkları ile çelişmez mi ahlaksız dindarları nasıl yardıma çağırır,
onlar zaten ahlaksız...,

emanet ve ölümsüzlük hakkında başka başlıklar olmalı bence hakediyorlar...

sömürü din tamam bir arada oldukça çekiciler ama yapmayın dini nedeni le fahişelik yapan ya da dini gereği ahlaksız olan var mıdır gerçekten?..


sevgiler...

kaç tane ahlaksız yazdım acaba ??







 
 
MGK
(no login)
213.153.175.62

y2k

January 11 2002, 12:16 PM 


İyi guzel hoş ta...
Sizce neden fahişelik var?

 
 
ebuselam
(no login)
209.240.222.130

haciiiii!!!!

January 11 2002, 12:43 PM 

yahoo haci sen bu yazilari sarhosken mi yaziyorsun? cevab vermeden once bilmek istedim.

Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:48am


HACI
(no login)
64.12.105.41

ICINDEKILERI DOK EBU..

January 11 2002, 3:52 PM 

Ebuselam..
Sana bi kere daha yazmistim galiba.. Ben sarhos olunca kibarlasiyorum.. Hangi yazilarimi sarhosken yazdigimi anlaman kolay yani... keh keh keh..
Bu bolumun ilk iletisinde hic kibar gorunuyor muyum?

Basligi sarhosken acsaydim, "Insanlik ve Islam" olurdu..
Orospuluk ve Islam olduguna gore.. Demek ki daha icmeye bile baslamamisim.. keh keh keh..

Yanitini bekliyoruz.. Hadi daha fazla merak ettirme..

Tabii bu forumda sarhosken yazdigim yazilar da var olabilir.. Gercek Ruhsal Olumsuzluk ve Gercek Emanet gibi.. Sen onlara aldirma. Onlar sen akilda tutularak yazilan iletiler degildir.. Daha cok ateistlere hitab eden yazilardir..

Selam
Haci

 
Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:49am


HACI
(no login)
64.12.105.41

COZUMU ZOR BIR SORUN.. NEDENI BILE PEK BELLI DEGIL.

January 11 2002, 4:45 PM 

Ama Orospuluk, fakirlik, duskunluk ve Islam (Dinler) arasindaki iliskiler kolaylikla bir kenara atilabilecek bir konu degil..

Uzerinde dusunulmesi ve tartisilmasi gerekiyor.
Koca devletler (Rusya, ABD, AB)b bu ise cozum bulamazken, Islam'dan bunu beklemek ondan cok sey beklemektir.. Bu kadarini ben de biliyorum.
Islam ahlaka kendine gore bir anlam ve onem veriyor. Ben sahsen o ahlaki cok yetersiz buluyorum. Hem yetersiz, hem de gercekci degil.. Bu nedenlerden dolayi kendisi bile ahlaksiz olarak dusunulebilir, Islam'in.. Hristiyanlik da oyle..
Bu konuda yazilan iletiler acikca hic bir insansal gucun bazi kotu insansal davranislari onleyemedigini gosteriyor. Isin aci tarafi ilahi gucler de bu konuda yetersiz ve belki de kendileri ahlaksiz..
Su ana kadar yapilan tartismalar bence bu durumu kanitliyor..
Dinler her tur kotu ahlaki duzeltseydi, dunyada kotuluk kalmazdi. Kotuluk azalacagina, arttigina gore, dinlerin bu konuda son derece yetersiz kurumlar oldugu anlasiliyor. Dine ne kadar cok onem verirseniz, o kadar ahlaksiz bir toplum olusturuyorsunuz.. Iran en son ornegi..
Bazan az, coktur..
Az Islam, cok Islam demektir..
Yani toplumun her sosyal surecine mudahale etmeyen Islam.. Esas gorevini icra etmesi gereken Islam.. Esas gorevi fakir ve duskunleri kalkindirmak, adaleti yaymak olacagindan, onlari karsisina degil, yanina almasi gerekmez mi Islam'in? Bunu nasil basaracagini bilemem. Orasi onun sorunu.. Ama bu konuda hic bir sey yapmamasi da kabul edilemez.

 
Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:49am


brek
(no login)
195.175.248.175

bu yüzsüzlüğe tahammül edemem

January 11 2002, 8:14 PM 

haci
sarhoş olarak yazdığın yazıları belirtte
kendi çöplüğüme atayım

ve bana yönelik cevap vereceğinde sarhoş olma

zırvalarını dinlettirmeyede bizi alet etme

insanlık sorunları ayık kafaların işidir

sarhoşların değil....

Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:49am


HACI
(Login omerusta)
66.31.118.80

COK GEREKSIZ BIR YORUM YAPTIGINIZIN FARKINDA MISINIZ?

January 11 2002, 8:55 PM 

Sevgili Brek;
Su anda sizi yanitlamami istemezsiniz herhalde..
Kizginim size..

 
Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:49am


EMRE
(no login)
62.248.33.101

HACI YAW SEN HİÇ YATMAZ MISIN:))

January 11 2002, 9:15 PM 

Şimdi saat kaç orada?İlk defa bu saatte foruma bakıyorum.Çok durgun ve sessiz,değişik bir havası var şu an.....

 
Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:50am


emre
(no login)
62.248.33.101

AMAN HA YANLIŞ BİR ANLAMA OLMASIN

January 11 2002, 9:21 PM 

Burada "yatmak" tan kasıt uyumak.Gece vakti merak ettiğimden sordum.Evet sevgili haci saat kaç şimdi?

Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:50am


sen-antuan
(no login)
213.194.68.45

hacı babaya

January 11 2002, 9:23 PM 

HACI YAHU BEN BURDAYIM ANCAK ŞU ANDA MEMLEKETTEYİM KARDEŞİM KAZA GEÇİRDİ TRAFİK KAZASI BURDA ONUN YANINDAYIM ONUN İÇİN PEK A.FORUMLA İLGİLENMEYE FIRSATIM OLMADI

Gerçekten çok provakatif bir başlık atmışsın

keşke daha önce görebilipde üzerine atlaya bilseydim keh keh keh(senin deyiminle)

önce şu maaş meselesini açıklayım

türkiyede kilselerdeki ( rum ermeni süryani ve katolik) çalışanların papaz ve kavaslarım giderleri kilselerimize bağlı vakıflaraın akarları ( bu vakıflara bağlı gayri menkulerin gelirleri ) ile karşilanmaktadır bizim masraflarımız binalarımızın bakım ve onarım masrafları gibi bu gelirlarin bir kısmı bağışlarla birlikte yardım kuruluşlarımızı ( caritas gibi ) yetimhaneleri huzur evlerimizi ve aş evlerimiz finase etmektedeir

şimdi konuya bakiş acımız incilden kaynaklanmaktadır

-----------------------------------------------------

İsa ve günahkâr kadın
36Ferisilerden biri İsa'yı yemeğe çağırdı. O da Ferisi'nin evine gidip sofraya oturdu. 37-38O sırada, kentte günahkâr olarak tanınan bir kadın, İsa'nın Ferisi'nin evinde yemek yediğini öğrenincekaymaktaşından bir kap içinde hoş kokulu yağ getirdi. İsa'nın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla O'nun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü.
39İsa'yı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, «Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı» dedi.
40O zaman İsa söz alıp ona, «Simun» dedi, «sana bir söyleyeceğim var.»
O da, «Buyur, öğretmenim» dedi.
41«İki kişinin bir alacaklıya borcu varmış. Biri beş yüz, öbürü de elli dinar borçluymuş. 42Borçlarını ödeyecek durumda olmadıklarından, alacaklı her ikisinin de borcunu bağışlamış. Buna göre, hangisi onu daha çok sevecek?»
43Simun, «Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan» diye cevap verdi.
İsa ona, «Doğru söyledin» dedi. 44Sonra kadına dönerek Simun'a şunları söyledi: «Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. 45Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. 46Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma hoş kokulu bir yağ sürdü. 47Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.»

(lukas 7-36-47)

--------------------------------------------------------------------------------
Başkasını yargılamayın


37«Başkasını yargılamayın, siz de yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. 38Sizde olanı verin, size verilecek. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle ölçerseniz, size de aynı ölçek uygulanacak.»
39İsa onlara şu benzetmeyi de anlattı: «Kör köre kılavuzluk edebilir mi? Her ikisi de çukura düşmez mi? 40Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ama eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır.
41«Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? 42Kendi gözündeki merteği görmezken, nasıl olur da kardeşine, `Kardeş, izin ver de gözündeki çöpü çıkarayım' dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün

(lukas 6-37-42)

-----------------------------------------------------

yoksullara yardım konusunda

Yoksullara yardım
1«Dikkat edin! Yapmanız gereken doğru işleri[e] gösteriş için insanların gözü önünde yapmayın. Öyle yaparsanız, göklerdeki Babanızdan ödül alamazsınız.
2«Bu nedenle, birisine sadaka vereceğiniz zaman bunu ilan etmek için önünüzde borazan çaldırmayın. İkiyüzlü kişiler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 3Siz sadaka verdiğiniz zaman, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 4Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.

( matta 6- 14 )

------------------------------------------------------

ve özellikle isanın dağdaki vaazı

İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturduktan sonra, öğrencileri yanına geldiler. 2-3Onlara seslenip şöyle ders vermeye başladı:

«Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
Göklerin Egemenliği onlarındır.
4Ne mutlu yaslı olanlara!
Onlar teselli edilecekler.
5Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
Onlar yeryüzünü miras alacaklar.
6Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
Onlar doyurulacaklar.
7Ne mutlu merhametli olanlara!
Onlar merhamet bulacaklar.
8Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
Onlar Tanrı'yı görecekler.
9Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Onlara Tanrı oğulları denecek.
10Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
Göklerin Egemenliği onlarındır.

11«Bana olan bağlılığınızdan ötürü insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşamış olan peygamberlere de böyle zulmettiler
------------------------------------------------------

kısaca böyle

not : çok ilginç dimi hacı buradaki bazılarınını bakış acısı isanın zamanındaki ferisilerin kine ne kadar benziyor

not:2 dağa önceki panoda perinçekçiler türkiye yeni kilse acılmasını hatta tamirinin fener patriğinin ekümenikliğinin patrik lozana aykırıolduğunu söylemiştiler internete lozan anlaşmasının metnini bulum tesadüfen hemde onlara yakın bi siteden anlaşmada ne patrik ve patrikhane adı geçiyor nede böyle bir yasak var hatta hristiyan yahudi ermeni bile denilimiyor non muslim minorities deniliyor çok ilgiç dimi

____________________
saygılarımla

sen antuan

pax et bonum

ıcq : 53577153

msn messanger & hotmail : senantuan@hotmail.com

yahoo messanger & yahoo mail : senantuan@yahoo.com

 
Yukarı Dön
arşiv
Simge
Gönderilenler : 40183
Üyelik : 24 Eki 2008
Aktif Durum : Aktif Değil
  Alıntı arşiv Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 12 Oca 2009 Saat 7:52am


MGK
(no login)
213.153.175.62

HACI yaw...

January 11 2002, 9:27 PM 

İçtigin her neyse bana da söylesene bende ondan içeyim...

Brek bu yaklaşımınızdan dolayı sizi kınıyorum.
İçkili ya da ayık...
Siz yazılana cevap verin...
Nasıl ne şekilde nerde ve kimle yazıldıgı kimseyi baglamaz.

Yakışıksız ve gereksiz bu yaklaşımlarınızı kınıyorum.

Kifayetsizliginizi alkole baglamanız ve yazılanı alkole baglamanızı anlayamıyorum.

Ayıptır.

Sende aç bir kanyak cevap yaz bari.


 
 
HACI
(Login omerusta)
66.31.118.80

BIZ UYUMAK ICIN YATAGA GIDERKEN, SIZ ISE GIDIYORSUNUZ!

January 11 2002, 9:29 PM 

Emre, Amerika ile Turkiye arasinda 7-10 saat farki var.. Biz gerideyiz. Yani siz ilerdesiniz.. Amerika icinde uc saat dilimi var. New York'ta oturanlar icin bu fark 7 saat, Kaliforniyada oturanlar icin ise, 10 saat.. Amerika oldukca buyuk bir ulke.. Rusyada 11 saat dilimi varmis. Amerika'da 5 kere buyuk bir ulke. Cinde ise ABD buyuklugunde oldugu halde bir saat dilimi.. Ilginc bilgiler..

 
 
sen-antuan
(no login)
213.194.68.45

Untitled

January 11 2002, 9:32 PM 

İsanın dağdaki vaazı

İsa dağdaki konuşmasının bazı sözleriyle, örneğin "Kötüye karşı direnmeyin; sağ yanağınıza bir tokat atana öteki yanağınızı da çevirin... Sizden bir şey dileyene verin... Düşmanlarınızı şevin", bize simgesel bir biçimde benzeri bulunmayan büyük bir sevgiyi bildirmektedir.

Yazan: Dominik Pamir
Çeviren : sen-antuan

Türkiye Katolik Cemaati Kültür Ve Haber Dergisi Marana Tha'nın 8

Nisan 2000 Tarihli Nüshasından Alınmışdır

Matta'ya göre incil'in üç bölümünü kaplayan bu büyüleyici, etkileyici, tehlikeli ve sakıncalı konuya girmeye kararlıyım. Bu konuda değişik yorumlar getirmeye çalışacağım. Dağdaki Vaaz Hıristiyanlar için çok çok önemli bir konudur. Ancak bu vaazın insanlara açıklanması gerekir. Dağdaki Vaaz'ın ilk yorumunu yapan Aziz Augustinus, Dağdaki Vaaz'ı İncil'in bir özeti olarak görüyordu. Ne yazık ki bu konu ile ilgili pek fazla kitap yok. Bu konu hakkında kitap bulmakta epey zorlandım diyebilirim. Şu anda elimde Aziz Augustinus'un bu konuyla ilgili iki kitabı, aziz Yuhanna Chrysostomos'un yorumu, Dietrich Bonhofferve Tolstoy'un kitapları var. Ünlü Rus yazarı Tolstoy'un İsa'nın Dağdaki Vaazı ile ilgili birçok kitabı bulunmaktadır, ancak ne yazık ki onları ne Türkiye'de, ne Avrupa'da ne de Amerika'daki kitapçılarda bulabilirsiniz, kitapları hem çarlık hükümetleri tarafından, hem de Rus Kilisesince sansüre uğramıştır, ayrıca Komünist hükümetler tarafından da yasaklanmıştır. Burada durup bir düşünelim.

Acaba neden? Bazı yerlere dikilmiş levhalar görürüz, üzerlerinde "Burası Askeri Bölgedir, Girmek Yasaktır" diye yazar. Bana göre Dağdaki Vaaz alanına da girmek hem yasak hem tehlikelidir. Hıristiyanlar için çok önemli olan, dünyayı cennet yapacak bu konuya dini yetkililerin, papazların pek girmemeleri beni hep şaşırtmıştır. Her Hıristiyan İsa'nın Dağdaki Vaazı'ndaki sözlerin! benimsemek ye onları kendi yaşamında uygulamak zorundadır.

İsa'nın söyledikleri ütopya, hayal değildir, bazı kişilerin ileri sürdükleri gibi uygulanamaz da değildir, bana göre bal gibi uygulanabilirler. İsa'nın öğretisine inanalım. Yeryüzünde mutluluğun mümkün olabilmesi için, bu öğretinin bütün insanlarca gerçekleştirilmesi gerekir. Aslında İsa'nın buyrukları her insanın yüreğinde yazılır, ne var ki insanlar bu buyrukların yüreklerinde bulunduğunun farkında değiller. Ne yazık ki insanlar büyük bir yanılgı içinde çıkarlarım şiddet yoluyla savunabileceklerine, yumruğa yumrukla karşılık vermeleri gerektiğine, güç yoluyla alınmış olanı güç yoluyla alabileceklerine inanıyorlar. Şiddete başvurmanın yaşamın en yüksek yasası olan aşkla bağdaşmayacağının farkında değiller. İsa'nın Dağdaki Vaazı bazı özel kişiler için söylenmiş değil, bütün Hıristiyanlar, bütün insanlar için söylenmiştir. Yani bu sözler hepimizi bağlar.

İsa'ya inanıyorsak, O'nu sevdiğimizi ancak O'nun sözlerin! kendi hayatımıza uygulayarak gösterebiliriz. isa'nın sözlerinin ardındaki gerçekler yüzyıllardır insanlardan gizlenmiştir. Yetkililer bu konuda kulaklarım Kutsal Ruh'a kapatmışlar, başkalarının da bu gerçeği görmelerine engel olmuşlardır. İsa'nın sözlerinin ardındaki gerçekleri insanlara açıklamak gerekir. Diyelim ki, "Düşmanım Seveceksin" buyruğunun ardındaki gerçekleri açıkladık ve insanların bunu benimsemelerine ve kendi yaşamlarında bunu uygulamalarım sağlamaya çalıştık, inanın bana, hemen egemen güçler, karanlık güçler ellerindeki bütün imkanlarını seferber ederek buna engel olmaya çalışacaklardır. Yukarıda bu alana girmek tehlikelidir demekle bunu kastettim. Buna rağmen İsa'nın Dağdaki Vaazı'nı çocuklarımıza, gençlerimize ve özellikle de büyüklerimize öğretmeliyiz. Ancak bu şekilde eline silah almayan (çünkü İsa şöyle diyor: Eline silah alan silahla yok edilecektir), kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, düşmanım yürekten bağışlayan, seven gençler yetiştirebiliriz. Çocukluğumuzdan beri bizi yanlış yönde şartlandırdılar, yapmamız gereken bilinçaltımızdaki bu yanlış, olumsuz şartlandırmalardan kurtulmak yerlerine İsa'nın buyruklarım koymaktır, ama zaten onlar orada varlar.

İnsan, çevresinin düşüncesinin yalan ağma kapılmadığı sürece bu buyrukları yüreğinin derinliklerinde duyar ve doğal olarak İsa'nın peşinden gider. Dünyanın çehresini ancak bu şekilde değiştirebiliriz. Unutmayalım ki. İsa'nın sözleri insana ebedi yaşam veren ruhtur.

NE MUTLU YOKSULLUK RUHUNA SAHİP OLANLARA!
Geçen sayımızda İsa'nın Dağdaki Vaazı'nın ne kadar önemli olduğuna değinerek ufak bir giriş yapmıştım. Bu sayıda ise bu konuşmanın ilk cümlesini yorumlamaya çalışacağım. İsa, Dağdaki Vaazıyla bize simgesel biçimde benzeri bulunmayan büyük bir ideale nasıl erişebileceğimizi gösteriyor. Bu ideal SEVGİ'dir. İsa'nın sözünü ettiği bu sevgi, çoğu kez bencilliğimize ters düştüğünden, bu konuşmanın bazı bölümleri bize abartılı, hatta uygulanamaz gelebilir.

Bencil bir insan aynen bir hayvan gibi davranır: Onu ısırırlarsa o da kendini ısıranı ısırır, ona bağırdıklarında, o aynı şekilde karşılık verir; zayıf birini buldu mu, üzerine çullanır. Yani kısacası "Göze göz, dişe diş" kurallarım uygular. İsa'nın sözünü ettiği sevgi içinde bulunanlar ise başka türlü davranırlar, bencil değillerdir, başkalarım düşünürler, başkalarına kendilerin! vermek isterler, başkalarına yardımcı olmak için onların yanında olmak isterler. Bu sevginin temeli başkaları uğruna özveride bulunmaya dayanmaktadır. Bencilin ben-sevgisinin tersine bu bir sen-sevgisidir.

Her kim dağdaki konuşmada yer alan öğütlere kulak asmayarak gerçek sevgiden yüz çevirirse evini kum üzerine kuran budala adama benzeyecektir. Dağdaki konuşmanın tümü büyük bir sevgiyi bildirmektedir. Bu konuşma Matta'ya göre İncil'de sadece 8 sayfalık bir yer kaplamaktadır. Ama kanımca bu 8 sayfanın açıklanması için yüzlerce sayfa yetmeyecektir. Okurlarımdan, bir zahmet edip bu 8 sayfalık bölümü okumalarım rica edeceğim. Çok değil 15-20 dakikanızı alacaktır. Konumuza gelelim. İsa'nın vermiş olduğu "mutluluk reçetesi"nin ilk maddesi: "Ne mutlu yoksulluk ruhuna sahip olanlara! Göklerin Egemenliği onlarındır" (Matta 5,3).

Bu cümle Türkçe İndilerde "Ne mutlu ruhça yoksul olanlara!" ya da "Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!" olarak çevrilmiş bu ifadenin Yunancası (ptökhoi tö pnömatı)dir. Bana göre bu çeviriler sözcüğü sözcüğüne yapılmış çevirilerdir. Türkçe'de herhangi bir anlamı yoktur, varsa bile yanlış anlamdadır. Bu cümlenin ne anlama geldiğin! bir çok kişiye sordum. Konuyu ___ bilmeyen kişilerin hemen hepsi bu cümleyi gerçek anlamından başka bir anlamda anlıyorlar "Ruhça yoksul olmak" yerine "Ruhça zengin olmak" ifadesini koyarak bir düşünelim. Ben şahsen bu cümleden bir insanın yetenekleri, erdemleri olduğu sonucunu çıkarıyorum. Buna göre "Ruhça yoksul olmaktan kasıt da yeteneklerden, erdemlerden yoksun oluyor. Yine de bu cümle kulağımı tırmalıyor. Burada "Ne mutlu yoksulluk ruhuna sahip olanlara!" demek daha doğru olur kanısındayım. Şimdi İsa, bu özdeyişle ne demek istemiş onu anlamaya çalışalım. Önce yoksulluk ruhuna sahip olmanın zenginlikle ve yoksullukla bir ilişkisi olmadığım bilelim. Bir insan zengin olabilir aynı zamanda yoksulluk ruhuna da sahip olabilir. Tersine bir insan yoksul olabilir.

Ama yoksulluk ruhuna sahip olmayabilir. Kısacası yoksulluk ruhuna sahip olmak demek dünya zenginliklerine bağlanmamak demektir. Bu ruha sahip kişiler zenginliği arzu etmezler, zenginlerse de sahip oldukları zenginliğe hiç önem vermezler. Bu kişiler paranın çekiciliğinden kurtulmuş kişilerdir. Bu ruha sahip yoksul kişiler ise yoksullukîarına söylenmeden ve sabırla katlanırlar.

Gerçekte mutsuzluğumuzun kaynağı, isteklerimiz ve isteklerimizi gerçekleştirecek maddi olanaklarımız arasındaki orantısızlıkta yatmaktadır. Bir insanın ne kadar çok isteği varsa o kadar mutsuz olmaya mahkumdur. Böylelikle görünüşte zengin bile olsa gittikçe yoksullaşacaktır, insanın içinde daha zengin olma hırsı varsa, durmadan para biriktirmesi boşunadır. Çünkü bu kişinin zenginliği görünüşte olmaya devam edecektir. Gerçek zenginlik insanın sahip olduğu parayla ölçülemez. Gerçek zenginlik insanın hiçbirşey arzu etmemesinden geçer. Hiçbir şey arzu etmemek için ya arzu edilecek herşeye sahip olmak ya da ölü biri mi olmak gerekiyor? Yoksulluk ruhuna sahip bir insan için zengin olmak, ihtiyaç içinde olmak, yoksulluk içinde olmak önemli değildir.

Ne mutlu paraya tapmayan zengin kişiye! Gerçek yoksulluk cüzdanın şişkin olup olmamasıyla ölçülmez. incil'de İsa'nın söylediklerim' dikkatle okursanız, İsa'nın meselelerin yüzeyinde kalmayıp daima öze indiğini görürsünüz. Biz de her şeyde meselelerin özüne inmeye çalışalım. Bir şeyin bizi mutlu ya da mutsuz kılması için o şeyin önce duygularımızı, sonra hayalgücümüzü, irademizi, ruhumuzu, benliğimizi etkilemesi gerekir. İncil bize, mutluluğumuzun maddi zenginliklere sahip olmaya ya da olmamaya bağlamamamız gerektiğini ancak irademizin onlara olan tutumuna bağlı olduğunu söylüyor. Böyle bir tutum içine girersek artık hiçbir şey bizi mutsuz edemez.

Tersine paraya, daha çok paraya sahip olma eğilimi içindeysek o zaman onun getireceği kaygılara, sıkıntılara da katlanmak zorunda kalacağız.

Zenginler yoksullardan daha çok zenginliklerin tutsağıdır ama zenginliğin boş bir şey olduğunun da daha çok bilincindedirler.

Dünya zenginliklerine olan tutkusu insanı Tanrı'dan gelecek sevinçlerden uzaklaştırır. İnsan azla yetinmesin!

bilmeli, bundan fazlasının bedeli ağırdır. Parayı para için sevmeyelim. Para kendisini sevmeyen kimseye mutsuzluk getiremez. Mutluluk reçetesinin bu birinci maddesinin yorumunu yine İsa'nın ağzından dinleyelim: "Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa tüm bedeniniz aydınlık olacaktır... Gözünüz bozuksa, tüm bedeniniz karanlık olur. Buna göre içinizdeki ışık karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık. Hiç kimse iki efendiye birden kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı'ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz. Bu nedenle size şunu söylüyorum: "Ne yiyip ne içeceğiz?" diye canınız için, ya da "ne giyeceğiz?" diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil midir? Gökte uçan kuşlara bakın! Onlar ne ekiyor, ne de ambarlarda yiyecek biriktiriyorlar. Göksel babanız yine de onları doyuruyor. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? İçinizden hangisi kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kırzambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın. Onlar ne çalışıyor ne de iplik eğiriyorfar. Ama size şunu söyleyeyim, tüm görkemine rağmen Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı'nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey imanı kıt olanlar. Öyleyse "Ne yiyeceğiz? Ne içeceğiz? ya da Ne giyeceğiz?" diyerek Kaygılanmayın. Bunlar imansız insanların uğraşlarıdır; oysa göksel Babanız tüm bunlara ihtiyacınız olduğunu bilir. Önce Tanrı'nın egemenliğini ve adaletini arayın, o zaman tüm bunlar size fazlasıyla verilecektir. Yarın için kaygılanmayın. Yarının derdi yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter" (Matta 6,19-34).

Paraya sadece yüzeysel bir biçimde ilgi duyan kişi paranın sağlayacağı yararlardan herkesten ÇOK yararlanacak ve paranın vereceği sıkıntılardan en az şekilde etkilenecektir. Parayı aşırı seven ve ona bağlı olan insan mutsuz bir insandır. Para gerçek anlamdabir puttur. Paraya tapanlar Tanrı'ya gerçek anlamda tapamazlar. İnsanlar para elde etmek için gösterdikleri çabayı Tanrı uğruna gösterselerdi kutsal kişi olurlardı. "Zengin gibi görünen ancak hiçbir şeyleri olmayan insanlar olduğu gibi yoksul gibi görünen ancak çeşitli zenginliklere sahip insanlar da vardır. "Kederliyiz ama her zaman sevinç içindeyiz. Yoksul görünüyoruz, ama zenginlik saçıyoruz. Hiçbirşeyimiz yok gibi görünse de her şeye sahibiz" (2. Korintliler 6,10).

İsa bütün bunları içimizdeki huzuru kaybetmeyelim diye söyledi. Bu iç huzur bu dünyadaki mutlufuğun temel koşuludur. Mutlu olmak için az şey yeterlidir. İsa dostlarının boş kaygılara kapılıp iç huzurlarım bozmalarım istemedi. İnsan ekmeğini sıkıntı ve huzursuzluk içinde kazanıyorsa bu onun için daha büyük bir yüktür. İnsan severek yaptığı işi daha iyi yapar. Allah'ı baba kabul eden ve onu öyfe görenler yarınlarından endişe etmezler. Çünkü babalarının kendilerine yardım edeceğinden emindirler. Bu nedenle yarınımızdan endişe etmeyelim, kaygıya kapılmayalım. Böyle davranırsanız yarının getireceği birçok dertten kurtulmuş olursunuz.

İsa bizi kaygılarımızdan, onların nedenlerini yokederek kurtarmaya çalışıyor. Bizim için gelecek yoktur. Gelecek yalnız Tanrı'ya aittir. Tanrı'nın sevecen bir baba olduğunu unutmayalım. "Başımızdaki saçlar bile sayılıdır" (Matta 10,30-31), "Öyleyse korkmayın siz birçok serçeden daha değerlisiniz", "Başınızdaki saçlardan bir teki bile yok olmayacaktır" (Luka 20,17), "Saçınızın tek telini ak yada kara edemezsiniz" (Matta 5,36).

Tanrı neye gereksinmemiz olduğunu bizden iyi bilir, ona güvenelim. Ondan dileyelim. "Aranızda hangi baba, ekmek isteyen oğluna taş verir? ya da balık isterde ona balık yerine yılan verir? ya da yumurta ister de akrep verir? Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsunuz, ökteki Babanız da kendisinden dileyenlere uygun olanı verecektir" (Luka 11,11).

Kendiniz için daha zengin olmak için çalışacağınıza Tanrı için çalışın. Tanrı kendisin! baba olarak görenlere şöyle diyor: "Neyim varsa sizindir!" (Luka 15,31). Bu sevgi dolu Babadan her şeyi isteyebiliriz. Herşeyden kopan insan dünyanın efendisidir. Yerin allahı paraya tapmayalım! Paranı kölesi olmayanlara ne mutlu! Para yalnızca bir simgedir. Asıl zenginlik insanın içindedir. Sözlerimin yanlış anlaşılmasın! istemiyorum. Para kötü bir şey değildir. Zenginlik kötü bir şey değildir. Tanrı bizleri çok seviyor. Bildiğimiz kadarıyla seven biri sevdiğinin mutlu olmasını ister. Tanrı da bizlerin mutlu olmasını istiyor. Bu dünyada mutlu olmak, refah içinde yaşamak, güzel bir hayat sürmek herkesin hakkıdır. Bunları istemek de çok doğal bir şeydir. Neden bu dünyada bazıları neşe ve zenginlik içindeyken, bazıları da yoksulluk ve sefalet çeker?

İsa'nın yoksulluk edebiyatı yaptığım sanmıyorum. Yoksulluğun sefaletin erdemi olamaz. Ortaçağ kafasıyla, yoksulluK edebiyatı yaparak insanları uyutmayalım. Yukarıdaki sözler insanın yoksulluk ruhuna sahip olmasıyla ilgilidir, kısacası içten alçakgönüllü olmasıyla, güvenin! tamamen Tanrı'ya vermesiyle ilgilidir. Bazı insanlar Tanrı'nın sevgisin! uğruna bütün mat varlıklarım terkederler. Bu gibi insanlara da saygı duymak gerekir. Zengin olmak, mal mülk sahibi olmak, para sahibi olmak kötü bir şey değildir. Ancak bu zenginliklerimizi insanların yararına kullanmasını bilmeliyiz. Yoksulluk ruhuna sahip olmayan yoksul bir insanın erdem sahibi olacağına inanmıyorum. Bütün kötülük cehaletten ve zihin güçlerimizi yanlış kullanmaktan kaynaklanır. Yoksulluk ruhuna sahip kişinin ne Tanrı önünde ne de insanlar önünde hiçbir iddiası yoktur. Bu kişilerin aslında tek zenginlikleri, maddi zenginlik içinde dahi olsalar, Tanrı'dır.

Bu ilk mutluluk reçetesi öteki reçetelerin temelini oluşturur. Bunun temel olmasının nedeni Tanrı'nın Egemenliğine girmenin temel tutumunun ne olacağım ifade etmiştir. Bu mutluluk .reçetesin! ilk uygulayan da İsa'nın kendisi olmuştur. İsa şöyle diyor: Okuluma katilin, "çünkü ben yumuşak başlı ve alçakgönüllüyüm" (Matta 11,29). Bir sonraki, sayıda Dağdaki Vaazın bir başka önemli konusuna değineceğim.

Ama ben size diyorum ki, DÜŞMANLARINIZI SEVİN

"Komşunu şev, düşmanından nefret et" denildiğin! duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerde olan Babanızın evlatları olasınız. Çünkü o güneşini hem kötülerin hem de iyilerin üzerine doğdurur. Yağmurunu da hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperesler de öyle yapmıyor mu? Bu nedenle, göksel Babanız mükemmel olduğu gibi, siz de mükemmel olun". (Mt 5, 43-48).

Size şimdi Hıristiyanların en yüce aynı zamanda yerine getirilmesi en zor yasasından söz etmeden önce birkaç noktaya değineceğim. Bildiğiniz gibi pek yakında İsa'nın doğumunun 2000 yıl jübilesi kutlanacak. Kilise (Hıristiyan Topluluğu) 2000 yıldır varlığım sürdürmekte. Ne yazık ki bu kadar zaman geçmesine karşın Hıristiyanlık şiddete karşı direnmezlik, düşmanlarım sevme konusunda hala bebeklik ve emekleme çağında, öyle sanıyorum ki, artık büyüme zamanı geldi de geçiyor.

Çocuklarımıza, gençlerimize Nuh'un hikayelerin! anlatacağımıza onlara Mesih İsa'nın temel öğretilerim çarpıtmadan öğretelim. Geçmişte Hıristiyanlar İsa'nın Dağdaki Vaazı'nın o inanılmaz dinamizminin pek farkında olmamışlardır. Bir Gandi'nin, bir Martin Luther King'in bu konudaki çabaları artık Hıristiyanları uykularından uyandırmalı. Kilise de artık Dağdaki Vaaz'da yatan dinamizmi uygulamaya geçirmelidir. Bir örnek verecek olursak Kilise yüzyıllar boyunca kendi geleneksel görüşüne göre "ölüm cezasım" onaylamıştır. Ancak Papa II. Jean Paul Noel bayramında yaptığı konuşmasında "ölüm cezasının" kaldırılması için çağrıda bulunmuştur. Eğer İsa'nın öğretişi doğru yorumlanmış olsaydı, bu konuda olduğu gibi daha başka birçok önemli konuda da bu kadar geç kalınmış olmazdı. Şimdi Hıristiyanların uymak zorunda oldukları en yüce yasaya geçelim. Sözünü etmekte olduğum sevgi yasası, düşmanlarımızı sevmemiz gerektiğini buyuruyor. İsa öteki yasa koyucular gibi bizden düşmanlarımızı oldürmemizi, onları asmamızı, hapsetmemizi istemiyor. İsa tersine, düşmanlarınızı öldürmeyin, onlara kötülük etmeyin, size yapmış oldukları kötülüklerden dolayı onları bağışlayın ve şevin diyor. Bu yasa bize, bizden nefret edenlerden nefret etmemeyi, kötülüğe karşı kötülükle karşılık vermemeyi, düşmanlarımıza beddua yerine hayır dua etmemizi öğretmektedir.

"İsa'nın bu yasa ile bizleri en yüksek mükemmellik seviyesine nasıl derece derece çıkardığına bir bakalım. Bu dereceleri bir bir saymanızı rica ediyorum. Birincisi, hiçbir zaman kötülüğü ilk yapan kişi olmamaktır. İkincisi, bize bir kötülük yapıldığında intikam almayı düşünmemektir.

Üçüncüsü, hakaret edene aynını iade etmemek, hatta hiçbir şey yapmamaktır. Dördüncüsü, hakaretlere isteyerek katlanmaktır. Beşincisi, bize çektirilen acının daha fazlasına katlanmayı istemektir. Altıncısı, bize kötü davranan kişiden nefret etmemektir. Yedincisi, o kişiye karşı sevgi duymaktır. sekizincisi, ona iyilik yapmaktır. Dokuzuncusu, onun için Tanrı'ya dua etmektir" (1). "Düşmanım sevmek konuşu, insan doğası için dayanılmaz bir skandal konusudur. Bu konu insanın doğal güçlerini aşar, bu insanın iyi ile kötü kavramlarına aykırı düşmektedir. En önemlisi de, düşmanım sevmek Şeriat Yasası altında bulunan insana Tanrı yasasına karşı işlenmiş bir günah gibi görünmesidir. Düşmandan kopmak ve onu mahkum etmek Şeriat Yasasının gereklerindendir. Ancak İsa Tanrı Yasasını ele alıp onu açıklıyor. Düşmanı severek düşmanı yenmek Tanrı'nın kendi yasasında ifade ettiği iradesidir" (2). Bildiğiniz gibi İsa bu konuda ayrıca şunları da buyuruyor: "Göze göz, dişe diş" dendiğini duydunuz. Oysa ben size, "kötüye karşı koymayın, diyorum. Tam tersine, eğer biri sağ yanağınıza tokat atarsa ona öteki yanağınızı da çevirin. Eğer biri paltonuzu almak isterse ona gömleğiniz! de verin. Eğer biri size zorla bir kilometre yol yürütmek isterse onunla iki kilometre yol yürüyün. Sizden isteyene verin, sizden borç isteyene sırt çevirmeyin (Mt 5,38-42).

"Hıristiyan doktrini intikam almanın yalnız haksız bir davranış olduğunu değil, aynı zamanda kötülük olduğunu göstermiştir. Bu doktrin açıkça şunu ortaya çıkarmıştır, şiddet uygulayan kişi, bu şiddetin kabul edildiği durumların da yargıcı olacaktır, böyle olunca da şiddet son bulmayacaktır; sonuçta, şiddetin ortadan kalkması için, hangi bahaneyle olursa olsun, özellikle en fazla şiddete dayanak olan intikam alma bahanesiyle hiç kimsenin şiddet uygulamaması gerekir. Bu doktrinin, kısacası bu kendiliğinden anlaşılır ve basit gerçeğin demek istediği kötülüğün kötülükle yok edilmeyeceğidir. Şiddet yoluyla yapılan kötülüğü azaltmanın tek yolu her türlü şiddetten vazgeçmektir. Ne var ki intikam almanın meşru olduğuna dair yanlış görüş, sanki insanların yaşamaları için zorunlu bir koşulmuş gibi gösterildi ve insanlara kabul ettirildi.

Hıristiyan doktrinin! bilmeyen ya da bozulmuş şekliyle bilen, ayrıca İsa'nın yasasını kabul edip de şiddet yasasına göre yaşamaya devam eden o kadar çok insan var ki" (3)! Gerçekten Hıristiyan olsak düşmanlarımızdan nefret etmek, onlarla savaşmak şöyle dursun, onları sever, onlara yardımda bulunurduk. Bu da dünyada gerçek Hıristiyanların sayısının ne kadar az olduğunun göstergesidir. Her Hıristiyanın bu yasaya uymak zorunluluğu vardır. İnsanın arkadaşlarım, yakınlarım sevmesi çok doğal bir şeydir, ama düşmanım sevmek işte bu yalnızca Hıristiyanlara özgü bir şeydir. Aslında hıristiyanlar hiç kimsenin düşmanı değildir. Düşman, bize ya da yakınlarımıza kötülük yapmak isteyen ya da yapan kimsedir. Kısacası düşman malımıza, canımıza, namusumuza kasteden kimsedir. Ve İsa bizden düşmanımızı sevmemizi istiyor. Seni seveni sevmişsin bu o kadar büyük bir şey değildir. "Beni sevmeyeni ben de sevmem", "bana kötülük edene ben de aynen karşılık veririm" demek belki insanca olabilir, ama bu düşünceler kesinlikle Hıristiyanca değildir.

Düşmana karşı silaha sarılmamızın başlıca nedeni düşmandan ve düşmanın bize yapacağı kötülüklerden korkmamızda yatmaktadır. Oysa düşmanımızı seversek artık ondan korkmayız, çünkü insan sevdiği kişiden korkmaz. Silaha sarılmakla içimize çöreklenen korkudan kurtulamayız. Ayrıca silaha sarılarak düşmanın kafasını dağıtmak da soruna bir çözüm getirmez.

"Düşmanlarınızı şevin", bu sevgi yasasını öyle hafife almayın. Bu yasaya iyi, güzel de bu yasa uygulanamaz da demiyelim. Eğer Hıristiyansak, İsa'ya inanıyorsak, İsa'nın bu isteğini yerine getirmek zorundayız. Yerine getirilmesi ne kadar zor ve imkansız gibi görünse de elimizden geleni yapmalıyız. Biliyorum bu yasa insan doğasına ters düşüyor. Ama bu yasayı yerine getirirsek doğamızı yenmiş oluruz. Böylelikle de Tanrı'nın çocukları olma hakkını elde etmiş oluruz. Bu buyruğu yerine getiren Allah Baba gibi mükemmel olmuş olur. Tabi insanın olacağı kadar. Ödülü de budur. TV'lerde kimi zaman suç işleyenleri suç işledikleri yere götürüp tatbikat yaptı nyorlar, oralarda toplanan halkın bu suçluları nasıl linç etmek istediklerini, ve görevlerin suçluları korumakta nasıl zorlandıklarım görüyoruz. Linç etmek isteyen halka bakın ne kadar zavallı ve acınacak durumda, İsa'nın öğretisinden haberleri olmadığı ne kadar da açık. Gerçek Hıristiyanın düşmanı yoktur, olamaz da.

Sevgi öylesine paha biçilmez bir hazinedir ki, onunla bütün dünyayı satın alabilisiniz. Yalnız kendi günahlarımızı değil düşmanlarımızın günahlarım da bagişlatabiliriz. Önce yakınlarınızı ve düşmanlarınızı gerçekten ve bıkıp usanmadan sevmekle işe başlayın. Biz insanlar yalnız kendimizden değil aynı zamanda insanların tüm işledikleri günahlardan ve ayrı ayrı tüm insanlardan sorumluyuz. Bu gerçeği kavradığınızda insanları ister dost ister düşman olsun sevgiyle kucaklayabilir ve dünyada işlenen bütün günahları gözyaşlarınızla yıkayabilirsiniz. Birine kötülük yapan kimse bir bakıma kötülük yapmış olduğu kimseye borçlanmış olur. Bize kötülük edenlerin, bu nedenle oluşan borçlarım bağışlamalıyız. Tersi durumda, Allah'tan, Allah'a olan borçlarımızı silmesini hangi yüzle isteyebiliriz. Ancak ondan sonra Allah'a şu duayı yapabiliriz. "Bize kötülük edenleri bağışladığımız gibi sen de bağışla suçlarımızı" (Mt6,12).

Kötülük edene kötülükle karşılık vermek demek, o kişiyi anında yargılamak ve hemen cezasını vermek demektir. Oysa İsa başkalarım yargılamayın diyor. "Yargılamayın ki, yargılanmayasınız; çünkü nasıl yargılamyorsanız öyle yargılanacaksınız ve ölçtüğünüz ölçü ile ölçüleceksiniz. Niçin kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki kalası farketmezsin" (Mt 7,1).

insanın kendisi kötü iken kötülüğü nasıl düzeltebilir? Kendileri kötü iken başka kötü insanları düzeltmeye kalkanlar var, bu amaca da insanları cezalandırarak erişebileceklerini sanıyorlar. Dünyada suçun, kötülüğün kalkması suçu işleyeni, kötülüğü yapanı cezalandırmakla değil, o kişiyi bağışlamakla mümkündür. İşin püf noktası budur. İş bu kadar basittir. Bize kötülük yapana karşı içimizde öfkenin ve kötülüğe karşı kötülükle karşılık verme isteğinin kabardığım gördüğümüzde hemen İsa'nın sözlerini anımsayalım. İsa kendisine işkence eden sonra da çarmiha çivileyen insanlar için Allah'a, "Baba onları bağışla çünkü ne yaptıklarım bilmiyorlar" diye dua etmişti. Bize küfredildi mi hemen öfkeleniyor ve karşılık veriyoruz. Böyle davranmamızın nedeni İsa'nın öğretisinin neolduğundan haberimizin olmamasıdır. Hıristiyanlar düşmanlarım sevmeleri gerektiğin! bilselerdi, bunun için çaba gösterirlerdi, başka insanlara örnek olsalardı her halde kabagüce, zorbalığa dayanan şimdiki düzen olmaz yerine Tanrı Egemenliği düzeni gelirdi, bu düzenin dünyaya yerleşmesi için elimizden geleni yapmalıyız. İsa bizlere nasıl mutlu olabileceğimizi gösteren ilkeler verdi. Her Hıristiyan bu buyruklara uymak zorundadır. Bu buyruklar yerine getirilirse ancak o zaman yeryüzüne Tanrı Egemenliği gelecektir.

1) Yuhanna Krisostomos, Matta incil'i Üstüne Vaazlardan. 2) Dietrich Bonhceffer, Nurun Değeri. 3) Lev Toistoy, Bir Dünyanın Sonu.


HİÇ ÖLDÜRMEYECEKSİN...
Bir Hıristiyan için yaşam insana verilen bir lütuftur. Bir Hıristiyan olarak insana ve yaşama saygı gösterelim. Bize kötülük edenleri bağışlayalım. Yüreğimizden kötülükleri^ kinleri ve intikam duygularım söküp atalım. İsa bizleri nasıl sevdiyse, biz de kardeşlerimizi^ insanları öyle sevelim. Şiddete, şiddetle karşı gelmek bir çözüm yolu değildir. Ölüme karşı ölümle karşılık vermek Hıristiyanca bir davranış değildir.

Şiddete karşı en iyi ilaç insanları sonuna kadar sevmektir. Biliyorsunuz ki Atalarımıza, hiç öldürmeyeceksin, her kim cinayet işlerse mahkemede bunun hesabım verecektir, denildiğin! duydunuz. Ama ben size diyorum ki, her kim kardeşine karşı öfkelenirse mahkemede bunun hesabım verecektir (Mt. 5,21-22a). Hiç öldürmeyeceksin gerçeği tüm anlam ve önemiyle, Tanrı yasası dediğimiz ve binlerce yıl tek sözcükle ifade edilmiş yasada yer almaktadır.

Öldürmeyeceksin. Aslında çeviriye biraz dikkat edecek olursak bu yalnızca "öldürmeyeceksin" değil, "hiç öldürmeyeceksin"dir. Bu iki düşünce arasında belli bir farklılık vardır. Öldürmeyeceksin sözcüğünü ele alırsak bunun arkasında bazen öldürebilirsin anlamı çıkartılabilir, ancak hiç öldürmeyeceksin dendi mi, bu gerçek bize insanın hiçbir koşul ve durumda, hiçbir bahane göstermeden bir başkasını öldüremeyeceği n i ya da öldürmemesi gerektiğini açıklamaktadır. Onulmaz hastalık vb. gibi durumlarda öldürmeye izin verilebilir mi? Kürtaj bir cinayet mi? Savaşta insan öldürülebilir mi? Meşru müdafaa sonucu adam öldürülebilir mi? İdam cezası, infaz biçimlerinden bağımsız olarak, devlet eliyle tasarlanmış ve işlenmiş bir cinayet mi? İnsan türünün varlığına devlet eliyle yönetilmiş en ***** bir uygulama mı? İntihar da bir cinayet sayılabilir mi? Bütün bu konular hakkında birçok kitap yazılmıştır, burada bütün bunlara değinmem olanak dışı. Bu yazıda biraz ölüm cezasına değineceğim-gelecek sayıda da savaşta insan öldürmek bir cinayet midir? sorusuna yanıt bulmaya çalışacağım. İsa insanın başka bir insana öfke duymasını, başka bir insandan nefret etmesini, ondan intikam almaşım da yasaklıyor. İsa meselenin özüne iniyor, çünkü cinayetin kökeninde öfke, kin, nefret, intikam yatıyor. İşi kökünden kazımak gerektiğini anlamış ve bizlere bu yasayı vermiştir. Değil öldürmek hiç öfkelenmemeliyiz bile.

Hiç öldürmeyeceksin yasası insanlara anlatılmak zorundadır, öldürmeyeceksin, ama şu ya da bu durumda öldürebilirsin demek Tanrı'nın bu sevgi yasasını, insan kutsallığım anlamamış olmak demektir.

"İnsan hayatı kutsaldır, çünkü insan hayatı başlangıcından beri Tanrı'nın yaratıcı eylemini içermekte ve biricik sonu olan Yaratıcı ile her zaman için özel bir ilişki içindedir. Başlangıcından sonuna kadar hayatın tek efendisi Tanrı'dır. Hiç kimse hiçbir durumda masum bir insanı doğrudan yok etme hakkına sahip değildir."

"Tanrı her yaşayanın canım, tüm insan ırkinin soluğunu elinde tutmaktadır" (Ey. 12, 10). Her insan hayatı döllenme anından ölümüne kadar kutsaldır, çünkü insan diri ve kutsal Tanrı'nın benzerinde ve suretinde yaratılmıştır.

Bir insanı öldürmek Yaratıci'nın kutsallığına ve kişinin onuruna çok ters düşer.

Çocuğun döllenmeden itibaren yaşamaya hakkı vardır. Doğrudan yapılan kürtaj, kısacası kürtaj ahlak yasasına ters gelen ağır, utanç verici bir uygulamadır. Kilise bu cürümü afarozla cezalandırmaktadır.

Cenin döllenme anından itibaren bir kişi olarak kabul edildiğine göre cenin her insan gibi savunulmalı, ona özen gösterilmeli ve iyileştirilmelidir.

Onulmaz bir hastalığa yakalanan bir hastayı kendi rızasıyla öldürmek hangi neden olursa olsun bir cinayettir.

İntihar adalete, umuda ve Tanrı sevgisine tamamen ters gelen bir eylemdir. Beşinci buyrukla yasaklanmıştır.

"Tanrı'nın Tapınağı olduğunuzu, Tanrı Ruhu'nun sizde yaşadığım bilmez misiniz? Bir kimse Tanrı Tapınağım yıkarsa, Tanrı da onu yıkacaktır. Çünkü Tanrı'nın tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizlersiniz" (1 Kor. 3, 16-17). Bir insan ne kadar kötü olursa olsun Tanrı'nın suretinde yaratıldığı için kutsaldır. Ölüm cezası ABD dışında gelişmiş Batı ülkelerinde kaldırılmıştır. Ülkemizde henüz kaldırılmış değildir. ABD, insan onuruna saldırı niteliğindeki bu cezayı yalnızca yasalarında muhafaza etmekle kalmıyor,- uyguluyor ve ilişkide bulunduğu ve desteklediği tüm baskıcı otoriter sistemler/ yönetimler de ölüm cezasına karşı çıkanlara ABD'yi referans gösteriyorlar.

Ölüm cezasını daha çok Hıristiyanlık ve insanlık açısından ele alıp inceleyeceğiz. Bir insan birini öldürdü diye o insanı öldürmek acaba bir çözüm yolu mudur? Ölüm cezası işlenen suçtan daha ağır bir ceza imiş gibi görünmekte. Ölüm cezası insan türünün varlığına devlet eliyle yöneltilmiş en ***** bir uygulamadır. Devlet bunu düzenin rahatı bozulmasın diye yapmaktadır. Kısacası benim rahatım bozulmasın diye bir insanı öldürmektedir. Yani bunu benim için yapmaktadır. Bu durumda ölüm cezasına çarptırılan ve öldürülen insanın sorumluluğunu taşıyorum demektir. Ben şahsen ölüm cezasına karşı olduğum için böyle bir sorumluluğu üstlenmek istemiyorum. Bunu da açıkça ifade ediyorum. Hıristiyanlık intikam alma dini değildir. İsa bize kötülük edenleri bağışlamamızı buyuruyor. Hiçbir insan suçsuz ve günahsız değildir.

Bir insanı ölüme mahkum etmek o insanı her umudundan koparmak demektir, unutmayalım ki her insan her an Tanrı'ya dönebilir, birini ölüme mahkum etmekle onun elinden bu umudu da almış oluruz. Ben bu sorumluluğu taşımak istemiyorum. Bir toplum içinde yaşıyoruz, toplum içinde çeşitli sorumlu luklarım iz vardır. Toplumlar kendilerim' güvence altına almak amacıyla ölüm cezasına başvuruyorlar. Herhangi bir cinayete karşı duyulan ilk tepkiler genelde acı, öfke, kızgınlık, korku ve intikam alma duygularıdır. Bir cinayet karşısında toplumun tepkisi şiddete karşı şiddetle, ölüme karşı ölümle karşılık verme biçiminde oluyor. Bu ani tepkiler anlaşılırdır. Ama doğru mudur? Eskiden halk öfkesini yenemeyerek canileri linç ederek ölüm cezasını kendi yerine getirirdi. Daha sonraları halkın intikam duygusu ile cani arasında mesafe konmuştur. Toplum kendini canilere karşı korumak zorundadır. Terörizmin gittikçe arttığı günümüzde daha çok kendilerin! savunmaktan aciz yaşlı, çoluk çocuğa yönelik saldırılara karşı toplum doğal olarak yasalarına ölüm cezasını koymak zorunda kalmıştır. Toplum içinde bazı kişileri korumak amacıyla bazı kişileri öldürmek bazılarınca paradoksal görünebilir. Toplum aslında kendi içinden çıkmış bir caniyi ölüme mahkum etmekle büyük bir sorumluluktan kaçmış olmaktadır. Bir caniyi yeniden topluma kazandırma yoluna gidilmesi hiç kuşkusuz daha zor, daha çok sorumluluk isteyen bir uğraştır, ama daha insalcıldır. Gerçekte hepimiz hepimizden sorumluyuz. Bir toplum içinde bir insan ölüme mahkum edilip idam ediliyorsa, bu insanın ölümünden de yine hepimiz sorumluyuz. Bu konuyu bir Hıristiyan olarak derin düşünmeliyiz.

Ölüm cezasından yana olanlar, ölüm cezasının caydırıcılığından söz ederler. Yani onlara göre cinayet işlemek eğiliminde olan kişi, ölüm cezasından korkacağı için bu işi yapmaktan cayacaktır. Son yıllarda yapılan anketlerden çıkan sonuçlara göre ölüm cezasının caydırıcılığı yok denecek kadar azdır. Adli hatalar yapıldığı da bir gerçektir. Sayısız kişi suçsuz yereölüm cezasına çarptırılmıştır. Bütün bunlar toplum için bir yaradır.

İsa haksız yere ölüme mahkum edilip haçta öldürülmedi mi? Cinayet işleyen insanı idam etmek yerinde bir kararmıdır? İnsanca bir davranış mıdır? Hıristiyanca mıdır?

Bu soruları kendimize sormalıyız. Ölüme ölümle karşılık vermek ancak intikam duygusunu tatmin eder, başka bir şeyi değil. Bazı caniler zorlu uğraşlar sonucunda ahlaklı ve dengeli insanlar olabilmişlerdir. Ölüm cezası çağdışı bir uygulamadır. Bir Hıristiyan için yaşam insana verilen bir lütuftur. Bir Hıristiyan olarak insana ve yaşama saygı gösterelim. Bize kötülük edenleri bağışlayalım. Yüreğimizden kötülükleri, kinleri ve intikam' duygularım söküp atalım. İsa bizleri nasıl sevdiyse, biz de kardeşlerimizi, insanları öyle sevelim. Şiddete, şiddetle karşı gelmek bir çözüm yolu değildir. Ölüme karşı ölümle karşılık vermek Hıristiyanca bir davranış değildir. Şiddete karşı en iyi ilaç insanları sonuna kadar sevmektir.

" Ne mutlu ağlayanlara! Onlar teselli edilecekler" Herkesin eğlenenlere, neşelenenlere mutlu, üzüntü, yoksulluk, ve gözyaşları içinde olanlara da mutsuz dediği bir ortamda İsa bunun tersini ileri sürerek bunlar mutsuz, diğerleri de mutludur diyor. " Ne mutlu ağlayanlara! Onlar teselli edilecekle^)" Dünya ise bundan daha üzücü bir şey görmüyor. İsa bu buyrukları için gerekli otoriteyi sağlamak için önce mucizeler yaptı. İsa genelde her ağlayan mutludur demiyor, ama özellikle günahları için ağlayanlara mutludur diyor. Zira bu çağ ve bu yaşam için dökülen gözyaşları yalnız mutlu değil, ama aynı zamanda tehlikeli ve ölümcül oldukla-nndan bizim için yasaklanmıştır. Havari Paulus'un şu sözüne göre:" Bu dünyanın üzüntüsü ölüm getirir, ancak Tanrı üzün-tüsü esenlik için sürekli bir pişmanlık getirir." İsa bu türden bir üzüntüyü mutlu sayıyor, bunu ortak bir üzüntü saymakla kalmayıp, gözyaşlarına kadar götüren derin bir üzüntü olarak görüyor: "Üzgün olanlara değil ama ağlayanlara ne mutlu" diyor.

Bu buyruk bizi Hıristiyan bilgeliğinin ve erdeminin doruk noktasına çıkarır.Çünkü oğlunun, karısının ya da bir yakı-nmın ölümüne ağlayanlar tamamen üzüntüleriyle meşgul olduklarından, üzüntü anlarında hiçbir tutku tarafından rahatsız edilmediklerini, ne cimrilik, ne iffetsizlik, ne gurur, ne kıskançlık, ne intikam, ne de benzer başka bir kötü hisle dolmadıklarım göz önüne alırsak günahları yüzünden içten bir pişmanlık duya-rak ağlayanlar ruhun bu tutkularından nasıl da kurtulmuş olurlar. Onların ödülleri ne olacaktır?

"Onlar teselli edilecekler" diyor Rab. Peki bu teselliyi nereden alacaklar? Bu dünyada mı yoksa öteki dünyada mı? Teselliyi her ikisinde de alacaklar. Bu ağlama zorunluluğu zor ve can sıkıcı görünebilir, bunun acılığım yumuşatmak amacıyla İsa vaatte bulunuyor. Teselli edilmek istiyorsanız ağlayın. Bunun anlaşılması güç bir şey olduğunu düşünmeyin. Bir yığın büyük acının pençesinde olsanız bile, Tanrı'nın kendisi sizi teselli edi-yorsa, kendinizi bütün bu dertlerin üze-rinde bulacaksınız. Tanrı çalışmalarımıza daima hak etti-ğinden çok ödül verir. Burada verdiği vaat de bunun bir kanıtıdır. Ağlayanlar mutludur dediğinde, bu mutluluk hak edilenle değil de Tanrı'nın iyiliğiyle orantılı bir mutluluktur. Ağlayan bu insanlar, günahlarına ağlıyorlar, döktükleri göz-yaşlarından dolayı, Tanrı'nın öfkesini dindirebilir ve ondan yaptıkları tüm cürümleri için bağış elde edebilirlerse fazlasıyla ödüllendirileceklerdir. Tanrı'nın bizlere olan sevgisinin sınırı yoktur, gü-nahlarımızı bağışlamaktan ya da günah-larımızın sonucu cezadan bizleri kurtarmaktan bıkmadığı gibi, bizleri Tanrısal tesellilerle mutlu kılmaya devam ediyor. İsa bize yalnızca günahlanmız için değil ama ayrıca kardeşlerimizin günahları için de ağlamamızı buyuruyor. Tüm kutsal kişiler, Musa, Davut, Paulus gibiler bu durumdaydılar. Tüm bu insanlar başkalarının işledikleri günahlar için gözyaşı dökmüşlerdir.

"Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Onlar yeryüzünü miras alacaklar(5)". Sahip olacakları bu yeryüzü neresidir? Bu bazılarının dediği gibi tinsel ve akıllı bir yeryüzü değildir, Kutsal Kitap'ta böyle bir yeryüzünden söz edildiği görülmemiştir. Bu yeryüzüyle ne anlamamız gerekir? İlk önce İsa elle dokunur bir ödül vaat ediyor. Paulus şöyle diyor:" Yeryüzünde uzun ömürlü olmak için annene ve babana saygı göster" (2 Ef 6,2). İsa da iyi hayduda şöyle diyor:" Bugün benimle birlikte cennette olacaksın"(Lk 23,43).İsa yalnızca öbür dünyadaki iyilikleri vaat etmiyor, ama aynı zamanda öbür dünyadan ziyade bu dünyada mutlu olmayı arzulayan daha kaba insanlara inebilmek için bu dünyadaki iyilikleri de vaat ediyor. Bu düşünce ile daha sonra şöyle diyecektir: "Senden davacı olanla, daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir" (Mt 5,25). Öbür dünyadaki bir cezalandırmayla değil de bu dünyadaki bir cezalandırmaktan söz ediyor. Aynı şekilde," Kim kardeşine ahmak derse Yüksek Kurul'un yargısın! hak edecek" (Mt 5,22).

Havari Paulus çoğu zaman elle tutulur ödülleri bu şekilde vaat ediyor, aynı şekilde şimdiki acılarla da bizleri günahtan uzaklaştırmaya çalışıyor. Örneğin, bakirelik konusunu işlediğinde, dinleyicilerin! bakire kalmaya davet ettiğinde, onlara cennetin nimetlerinde hiç söz etmiyor, ama şimdiki nedenlere dayanıyor. "Öyle sanıyorum ki, dünya yaşamının yaratacağı sıkıntılar nedeniyle insanın evlenmemesi daha iyidir" (1 Kor 7,26) diyor. Daha sonra da, " Ne var ki, evlenenlerin bu yaşamda sıkıntıları olacaktır. Ben sizi bu sıkıntılardan esirgemek istiyorum" (1 Kor 7,28). Aynı yerde şunları ekliyor:" Sizleri kaygılardan ve özenlerden kurtulmuş görmek istiyorum" (1 Kor 7,32). İsa burada dünyevi incelemeleri ebedi olanlarla karıştırıyor. Genelde yumuşak huylu insan mallarım kaybeden biri olarak bilinir. İsa ise tersine böyle bir insanın varım yoğunu ruhun kadar kaybedecek olan sinirli ve gururlu insandan daha güvenilir biçimde malları-na sahip olacağım söz verir. Zaten Eski Antlaşma Kitabında peygamberin dediği gibi "yumuşak huylu olanlar yeryüzünü miras alacaklar". İsa konuşmasının do-kusuna Yahudilere çok yeni bir konuşma yapmamak için onların alışık bulunduğu bu sözleri sokuyor. Ama yine de İsa, yeryüzünü vaat ederken, bununla ödüllerine bir nokta koymuyor, ama bunlara öbür dünyanın ödüllerini de ekliyor. İsa tinsel ödülleri vaat ederken dünyevi olanları alıp götürmüyor; öte yandan bu dünyanın nimetlerini vaat ederken de, bunlarda takılıp kalmıyor, ama vaadini hep gelecekteki nimetlerle tamamlıyor:" Önce Tanrı'nın Egemenliğim arayın, gerisi size fazlasıyla verileçektir (Mt 6,33). Hem zaten :" Benim için evini, ya da kardeşlerin!, ya da bacılarım, ya da babasını, ya da anasını, ya da karışım, ya da çocuklarım, ya da topraklarım bırakmış olan herkes, bunların yüz katım elde edecek ve sonsuz yaşamı miras alacaktır" (Mt 19,29). 4. "Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanla-ra! Onlar doyurulacaklar (6)." Sözü edilen bu doğruluk nedir? Ya genelde bu erdem ya da bu erdemin bölümleri cimriliğe en zıt gelen erdemdir. Sadaka ve merhameti salık vereceğinden, önceden bunun nasıl uygulanacağım gösteriyor, kısacası vurgunlardan, talanlardan kaçınmayı öngörüyor. Doğruluğu sevmekle bu kastediliyor. Dikkat edin, bu sevgiden nasıl bir ifade zenginliğiyle söz ediyor. Sadece ne mutlu doğruluğu uygulayanlara demiyor; ama " ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara" diyor. Bunu kayıtsız bir şekilde değil de gereken şevkle uygulamamızı istiyor. Nasıl ki zenginlikler biriktirmekte şevkli olmak cimriliğe özgü bir şey olduğundan, içmek ve yemek yemek konusunda daha az tutkulu davranılır, cimriler bunu da zenginliklerini artırmada kullanırlar; İsa bu şevki cimriliğin zıttı olan erdemin uygulanmasına iletmemizi istiyor. Burada da bize elle tutulur bir ödül söz veriyor" çünkü doyurulacaklar." Genelde cimriliğin insanları zenginleştirdiği düşünülür. İsa ise bunun tersini gösteriyor, insanı asıl zenginleştiren doğruluğudur. Adil davrandığınız sürece ne açlıktan ne de yoksulluktan korkun.

Başkalarının malına el koyanlar genelde sahip olduklarım da kaybederler, tersine adaleti sevenler ise mallarına tam bir güvenle sahip olurlar. Başkalarının malına el koymayanlar, günün birinde büyük bir bolluk içinde olacaklar. Yeryüzünde sahip oldukları her şeyi terk edenlerin mutluluğunu bir düşünün.

"Ne mutlu merhametli olanlara! Onlar merhamet bulacaklar (7)" Bana göre İsa burada sadece kendi zenginlikleri aracılığıyla değil de her çeşit hayır işleriyle merhamet gösteren kişilerden söz ediyor. Merhamet göstermenin birçok yolu vardır. Bu buyruk çok zengindir. Bunun ödülü ne olacaktır? "Merhamet bulacaklar" Burada i insan ne yapıyorsa onu alıyor gibi gözüküyor; oysa öyle değil sonsuz daha büyüğünü alıyor, insanlar insan olarak merhamet gösterirler; ama Tanrı Tanrı olarak merhamet gösterir. Bir insanın acıması ile Tanrı'nın acı-ması arasında epey fark vardır: ikisi arasında kötülükle iyilik arasındaki kadar uzaklık vardır. "Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Onlar Tanrı'yı görecekler (8)." Dikkat edin bu ödül tamamen tinseldir. İsa'ya göre yüreği temiz olanlar genel ve evrensel bir erdeme sahip olanlar, hiçbir şeyde suçluluk duymayanlar, ya da çok yüksek derecede iffet sahibi olanlardır. Çünkü Tanrı'yı görmeyi hak etmek için bizler için bundan daha gerekli bir erdem yoktur. Paulus bu konuda şöyle diyor: " Herkesle barışık olun, saflığınız! koruyun, onsuz hiç kimse Tanrı'yı göremez." (ibr 11,14). Vaat edilen bu Tanrı'yı görme olayı, insanların Tanrı'yı görebilirliği kadarıyla anlaşılmalıdır.

Bu buyruk gerekliydi. Birçokları yeterince merhametlidir, talandan kaçınır, cimrilik nedir bilmezler, ama cinsel ahlaksızlık ve iffetsizlik içindedirler; ama bu yeterli değildir, bunun yeterli olmadığım göstermek için İsa bu buyruğu daha sonra ekliyor. Havari Paulus da aynı şeyi Korintoslulara Mektubunda Makedonya-lılara yalnız sadaka ile değil, ama her türlü erdemle zenginleştiklerin! öğrettiğinde söylüyor.

Yoksullara yaptıkları para yardımın-dan söz ettikten sonra onlara kendilerim" Rabbe verdiklerini ekliyor. Çünkü yoksullara yapmış oldukları cömertlikten söz ederken onlara kendilerim öncelikle Tanrı'ya vermiş olduklarım hatırlatıyor.

" Ne mutlu barışı sağlayanlara! Onlara Tanrı'nın oğulları denecek (9)". İsa bu sözleriyle bize tartışmalardan ve nefretlerden kaçınmamızı söylüyor; bizden fazladan bir şey daha istiyor, ayrılmış olanları barıştırmamızı. Burada da tinsel bir ödül vaat ediyor. "Tanrı'nın oğulları olacaklar". Bu gerçekten de yalnızca Tanrı'nın biricik Oğlu'na özgü bir iştir: Ayrılmış olanı birleştirmek, düşman olanları barıştırmak. Barıştan başka bir iyilik olmadığım düşünmeyelim diye sonradan şunları ekliyor: "Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Göklerin Egemenliği onlarındır (10)." Adalet için, kısacası, erdem için, dindarlık için, insanları korumak için, çünkü genelde "adalet için " "doğruluk uğruna" sözcüğüyle bütün erdemlerin birleşiminden söz ediyor.

Yuhanna Krisostomos (İncilin matta kısmının Yorumun'dan)

Savaşta Adam Öldürmek!
Bu yazıyı şimdilerde sinemalarda oynayan Fransız yönetmen Luc Besson'un Je-anne D'Arc 'ini gördükten sonra yazmaya karar verdim. Değineceğim konu çok hassas bir konu. Ama önce biraz Jeanne D'Arc'tan ve biraz da filmden söz etmek istiyorum.

Jeanne gökyüzünden mesajlar aldığım ileri süren bir köylü kızıdır. Ona göre Tanrı tarafından, Fransa'yı kurtarmak ve Fransa kralı olacak Prens Charles'a yardım etmek üzere seçilmiştir. 1428 yılında Jeanne bir ordunun basma geçerek kralın tahta çık-ması gereken kent olan Rheims kentini İngilizlerden kurtarır. Jeanne daha sonra Fransa için stratejik bir konumu olan Orle-ans'ı kurtarmaya çalışır. Daha sonra İngilizler tarafından yakalanır. Katolik Kilisesi tarafından mahkeme edilir ve yakılır ancak 20 yıl sonra Katolik Kilisesi onu azize ilan eder. Filmde çok çarpıcı savaş sahneleri var, o yüzyılda insanlar göğüs göğse çarpı-şırlardı, yani birbirlerini boğazlardı. Bu film bana acaba azize Jeanne savaş sırasında elinde kılıcı ile adam öldürdü mü sorusunu sordurdu. Filmde etkilendiğim iki sahne var, Jeanne savaş mey-danında savaşırken İsa'nın vizyonunu görür ve İsa'nın yüzü ka-namaya başlar, İsa o sırada Jeanne'a "Bana ne yapıyorsun?" diye sorar. Bu vizyon Jeanne'ı dehşete düşürür. İkinci sahne ise savaşı kazandıktan sonra Jeanne'm general leriyle sevinçle kucak-iaşması, ama bu sevinç kısa sürer, çünkü önünde serili olan binlerce ceset Jeanne'a gerçeği gösterir. Savaşın galibi yoktur. Savaşta kan ve gözyaşı vardır. Ölüler, sakatlar, akıl hastaları vardır. Kuşkusuz bu bir film, ama 19 yaşındaki bu genç kızı düşünüyorum, Tanrı'dan mesajlar almış, ama sonra onu savaş alanında düşünüyorum, sonra erkek kıyafeti giydiği için [mahkeme tuta-naklarına göre] yakıldığım düşünüyorum. Yasinin üzerinde hem bedenen hem de ruhsal çok acı çekmiş olduğunu sanıyorum.

Azize Jeanne D'Arc savaşta adam öldürdü mü? Savaşta adam öldürmek günah mı, değil mi? İsa bu konuda bize ne söylüyor? Yeryüzünün birçok yerinde hala savaşlar sürüyor, insanlar hala birbirlerini öldürüyor-lar. Neden? Bunun önünü almak mümkün değil mi? Bu. bir alın yazışı mı? Dünyada belli dönemlerde barış konferansları toplanır birtakım kararlar alınır. Bu kararların özeti de insanlara savaşın kötü-lüklerinden ve barışın yararlarından söz etmektir. Ama insanlar yüzyıllar boyunca savaşın kötü olduğunu zaten bilirler, barışın da daima kendileriyle birlikte olmasını dilerler. Bir insan savaş sırasında "acaba ben savaşa katılmalı mıyım?" gibi bir soru soramaz. Bu sorular yoktur, savaş hakkında görüşü ne olursa olsun her insan, iktidarın emirlerine uymak zorundadır. Birileri savaş kararı alacak ve ben sevmek zorunda olduğum, hiç tanımadığım kimseleri öldürmek için eli-me silah alacağım, ve buna hayır diyemeyeceğim. İncil'de İsa'nın yakalandığı sahneyi belki çoğunuz biliyordur. İsa'yı yakalama-ya gelirler, o sıra havari Petrus kılıcım çeker ve başrahibin uşağının kulağım keser, İncil'deki bu bölümü okumanızı ve üzerinde derin düşünmenizi okurlarımdan rica edeceğim. Orada İsa Petrus'a çıkışarak "Kılıcı kınına şok, eline silah alan silahla yok olacaktır" (Mt 26, 52) diyor. Bir an tersin! düşünelim. İsa ve arkadaşları İsa'yı ya-kalamaya gelenlere karşı direnmiş olsalardı, yani Petrus'un yaptığı gibi silaha sarılmış olsalardı, büyük olasılıkla oradakileri ye-nerlerdi, ve İsa'nın tarafım tutanlarla birlikte Kudüs'ü belki de Romalılardan kurtarırlardı ve İsa Yahudilerin beklediği Mesih gibi biri olurdu. O zaman ne olurdu biliyor musunuz, işin püf noktası da bu ya! Hıristiyanlık diye bir şey olmazdı! İncil Yasa-sı! Yeni Yasa diye bir şey olmazdı! İsa şiddete karsı şiddetle karşı koymayınız diyor! Düşmanınızı şevin diyor. Bilmem kim eli-me silah tutuşturacak git şunu meşru savunma bahanesiyle oldur diyecek ben de gidip adamı öldüreceğim. O zaman İsa'nın buyruklarım dinlemiş mi olacağım? İnsan sevdiği birini öldürebilir mi? "Kendisinden gömleğin! alana iç çamaşırım da veren adam mülkiyeti benimseyemez. Bu kişi için uluslararası ilişkiler sorunu da olamaz, çünkü bu adam için bütün insanlar kardeştir. Zu-lular gelip çocuklarımı katletmeye kalkarlarsa, onlara karşı yapabileceğim tek şey, onlara bu yaptıkları şeyin kötü olduğunu ve kendilerine hiçbir şekilde yararlı olmadığım anlatmak olmalıdır. Zulularla savaşmaktan hiçbir çıkarımın olmadığım, onlara boyun eğerek bunu an-latmaya çalışırdım. Ya beni yenecekler ve ço-cuklarıma karşı daha zalimce davranacaklar, ya da ben onları yeneceğim ve çocuklarım ertesi gün korkunç işkencelerle bu yüzden ölmeyecekler. Savaşmaya hiç niyetimin olmadığım, boyun eğerek, hiç şaşmayacak biçimde iyi bir hareket yapmış oluyorum, oysa direnmem halinde, bu hareketimin ne gibi bir sonuç doğuracağı kuşkuludur.

Yapabileceğimiz en iyi şey İsa'nın tavsiyelerine uymaktır, bu tavsiyelere uymak için de onların gerçekten doğru olduğuna inanmamız gerekir. Her birimiz gibi bütün insanlığın da buna inanması gerekir. Bu inanca sahip misiniz?"

(1) Şunu unutmayın ki, incil'de bir ideal söz konusudur, kısa-cası şiddete karşı şiddetle karşı koymama buyruğu mevcuttur. İsa şöyle diyor: "Ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm,Bo-yunduruğumu takının ve benden öğrenin!" (Mt 11, 29). Dağdaki Vaaz göze göz, dişe diş yasasını yasaklar, her türlü şiddeti, zorbalığı, hatta haksızlığa karşı kendini savunmayı bile yasaklar. "Göze göz, dişe diş" denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat ata-na öbürünü de çevirin. Size karşı davacı olup gömleğiniz! almak isteyene iç çamaşırınız] da verin. Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyenden yüz çevirmeyin" (Mt 5, 38-42). Tevrat'ı yorumlayan peygamberlere göre On Emir'de yer alan "Öldürmeye-ceksin!" buyruğu yalnız cinayeti yasaklıyor bir saldırıya karşı koyarak bireysel ve kitlesel katliamı yasaklamıyor. Kusura bakmasınlar ama ben bu yoruma hiç katılmıyorum. Hiçbir dini eğitim almamış olsaydım bile, yüreğimde yazılı ve oraya kazılmış doğal ahlak yasası bile bunun doğru olmadığım bana sövierdi. Aslında bu konuda söylenecek daha çok şey var. Ama yerimizin darlığı nedeniyle sözümü belki daha önce de değinmiş olduğum Tolstoy'un bir yazısıyla bitireceğim.

"Geçen ilkbaharda, Moskova'da bir genç kız okulunun din sınavında, önce din öğretmeni, sonra da sınavda bulunan başepiskopos, küçük kızlara On Emir, özellikle de Beşinci Emir konusunda sorular soruyorlardı: "Hiç öldürmeyeceksin!" Yanıt doğru olunca, başepiskopos şu soruyu da soruyordu sık sık: "Tanrı Yasası insan öldürmeyi her zaman ve her durumda yasaklamış mıdır?" Öğretmenlerin yanlış yola ittiği zavallı kızların şu yanıtı vermeleri gerekiyordu, veriyorlardı da: "Hayır, her zaman değil. Savaşta ve idamlarda öldürülebilir." Bu-nunla birlikte, bu zavallı yaratıklardan biri (olayı gözleriyle görmüş biri, anlattı bana), alışılmış soruyla, "Adam öldürmek her zaman günah mıdır?" sorusuyla karşı karşıya kalınca, kızarmış, heyecanlı ve kararlı bir biçimde: "Her zaman!" diye yanıtlamıştı. başepiskoposun safsataları karşisında hiç sarsılmamış, öldürmenin her zaman, her durumda yasak olduğunu söy-emişti,- daha Tevrat'ta bilo böyleydi, isa'ya gelince, yalnız öldürmeyi değil, benzerine kötülük etmeyi de yasaklamıştı. Bütün görkemliliğine, konuşma ustalığına karşın, başepiskoposun ağzı açık kalmış, genç kız galip gelmişti." (2)

(1) inanç Üzerine, Lev Tolstoy. (2) Gandhi'ye Mektup, Lev Tolstoy







____________________
saygılarımla

sen antuan

pax et bonum

ıcq : 53577153

msn messanger & hotmail : senantuan@hotmail.com

yahoo messanger & yahoo mail : senantuan@yahoo.com

 
Yukarı Dön
Yanıt Yaz Sayfa  <123>

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör

ALTERNATİFORUM ÖZGÜR BİR FORUMDUR VE TEK BİR KURALI VARDIR
HİÇ BİR YAZI SİLİNMEZ!


Forum Ana sayfa | Kuruluş | Eski Alternatiforum Arşivler | Yeni islam Forum | Yeni islam Arşiv | Linkler
Kayıt Ol | Tüm Mesajları Okunmuş Say | Çerezleri (Cookies) Sil | E-posta Gönder

Tavsiye edilen browser Mozilla Firefox forumun en iyi görüntülenmesi için önerilen tarayıcıdır.

Copy-left - Hiç bir hakkı saklı değildir. Herşey özgürlükle başlar. 2000-2010 alternatiforum
RSS Feed