| Yazar |
Konu Arama Konu Seçenekleri
|
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:22pm |
İNFAK (1) | June 21 2002, 1:01 AM |
Rızık ile ilgili
ve surede geçen Hakkı Malum ( bilinen hak )
ve onu kapsayan İNFAK konusuna gelince:
İnfak , nafk kökünden if’al vezninde masdar.
Nafk: Geçmek , gitmek, tükenmek, yok olmak, revac bulmak anlamlarına gelir.
İnfak: mal harcamak, nafaka: harcanan şeydir.
Nefak: aradan geçen yol, tünel, alt geçit.
Nafika: köstebek yuvası
Nifak: dinin bir kapısından girip öteki kapısından çıkmak.
Konu ile ilgili ayetlerin bazılarına bir bakalım.
14:31. İman eden kullarıma söyle: Salatı ikame etsinler, kendisinde ne
alışveriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine
verdiğimiz rızıklardan gizli-açık infak etsinler.
Allah’ın üç emrini görüyoruz bu ayette.
Bu üç emir zaten “ DİN” in üç temelidir.
İlki zaten iman.
Diğerleri salat ve infak.
Her üçünün de ortak özelliği :
dünyada iken (hayatta iken)
bunları yapmak gerekiyor.
İnfak ile ilgili emirlere
genel olarak baktığımızda:
2:195. Allah yolunda infak edin. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye
atmayın. İhsan ve yardımda bulunun ( iyilik edin) . Çünkü Allah
muhsinleri sever.
2:254. Ey iman edenler! Kendisinde artık alış-veriş, dostluk ve şefaat
bulunmayan gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infak edin.
Gerçekleri inkâr edenler elbette zalimlerdir.
İnsanın infak etmemesi kendi elleri ile kendisini tehlikeye atmak olarak belirtiliyor.
Bu tehlike karşısında hiç kimsenin ona yardım etmeyeceği de.
Niye infak edilecektir?
2:265. Allah'ın rızasını kazanmak ve nefislerindeki cömertliği
kuvvetlendirmek için mallarını infak edenlerin durumu, bir tepede
kurulmuş güzel bir bahçeye benzer ki, üzerine bol yağmur yağmış da iki
kat ürün vermiştir. Bol yağmur yağmasa bile bir çisinti düşer (de yine
ürün verir). Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
2:272. Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lâkin Allah
dilediğini doğru yola iletir. İnfak ettikleriniz kendi iyiliğiniz
içindir. Yapacağınız infakı ancak Allah'ın rızasını kazanmak için
yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam
olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız
2:274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya,
onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de
çekmezler.
9:99. Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe
inanır, infakını Allah katında yakınlığa ve Peygamber'in dualarını
almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o infakları onlar için bir
yakınlıktır. Allah onları rahmetine koyacaktır. Şüphesiz Allah
bağışlayan, esirgeyendir.
13:20. Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.
13:21. Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir.
13:22. Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabreden, namazı
dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak
infak eden ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya,
dünya yurdunun sonu sadece onlarındır.
35:29. Allah'ın kitabını okuyanlar, salatı ikame edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan
gizli - açık infak edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.
İnfak etmeyenler kınanır.
36:47. “Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden infak edin”
denildiğinde, kâfirler müminlere dediler ki:” Allah'ın dilediği
takdirde doyuracağı kimseleri biz mi doyuracağız? Siz gerçekten apaçık
bir sapıklık içindesiniz.”
17:100. De ki: Rabbimin rahmet hazinesine eğer siz sahip olsaydınız,
infak korkusuyla kıstıkça kısardınız. İnsanoğlu da pek eli sıkıdır!
47:38. İşte sizler, Allah yolunda infaka çağırılıyorsunuz. İçinizden
kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak kendisine
cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan
yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir toplum getirir, artık onlar
sizin gibi de olmazlar.
İlahi Vahiy ihtiyaçtan fazlasını vermeyi öğütler.
2:2l9. …... Yine sana iyilik yolunda ne infak edeceklerini sorarlar.
(Aff) "İhtiyaçtan fazlasını" de. Allah size âyetleri böyle açıklar ki
düşünesiniz.
Verilecek şey iyilerden olmalıdır.
2:267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak
yerden size çıkardıklarımızdan infak edin. Size verilse, gözünüzü
yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın.
Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.
3:92. Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe "iyi" ye ( Birr’e )
eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.
2:177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz ( vücuheküm
kıbelel meşrikı vel mağribi ) değildir. Asıl iyilik (Birr), o kimsenin
yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, nebilere
inanır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere
ve kölelere sevdiği maldan harcar, salatı ikame eder, zekât verir.
Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve
savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları
taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır!
Asıl iyiye ( BİRR) ermek için sayılan vasıflar içerisinde sevdiğinden infak vardır.
Al-i İmran 92 de infak Birr’e erişmek için şart olarak zikredilir.
İnfak edenlere büyük övgüler vardır.
32:15. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla
kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar
ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.
32:16. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere vücutları
yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak
ederler.
32:17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.
22:35. Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer;
başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık
olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.
2:274. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenler var ya,
onların mükâfatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, üzüntü de
çekmezler.
28:54. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü, mükâfatları iki defa
verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz
rızıktan da infak ederler.
|
|
 |
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:23pm |
İNFAK (2) | June 22 2002, 10:08 AM |
17:26. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
17:27. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.
17:28. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet
için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül
alıcı bir söz söyle.
51:19. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
Bir önceki bölümde (İNFAK 1) belirttiğimiz gibi , İnfak dinin olmaz ise olmazlarından biri.
(2:195-2:254-14:31)
Gaspçılardan, müstekbirlerden, zalimlerden olmamak için Hakkı Malumun
hak sahiplerine verilmesi bundan dolayı da hak sahiplerinden bir
beklentide bulunulmaması gerekli.
Yapılan işin karşılığını mahrum olan hak sahiplerinden beklememek de İlahi Vahyin ortaya koyduğu temel prensiplerden biridir.
76:8. Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
76:9. "Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."
76:10. "Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden korkarız" (derler).
Amelleri boşa çıkaran riya ve başa kakma Kuranda şöyle belirtilir;
2:262. Mallarını Allah yolunda infak edipte arkasından başa kakmayan,
eza etmeyen kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları
vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.
2:263. Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir, acelesi de yoktur.
2:264. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde
malını gösteriş için sadaka eden kimse gibi, başa kakmak ve incitmek
suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu,
üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur
isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar
kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru
yola iletmez.
İnfakın kimlere yapılacağını şöyle belirler İlahi Vahiy:
2:215. Sana ne ye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Maldan infak
edeceğiniz şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için
olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.
2:177. İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir.
Asıl iyilik (Birr), o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe,
meleklere, kitaplara, nebilere inanır. Yakınlara, yetimlere,
yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan
harcar, salatı ikame eder, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman
sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında
sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler
ancak onlardır!
107:1. Dini yalanlayanı gördün mü?
107:2. İşte o, yetimi itip kakar;
107:3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.
Kuranda takva sahiplerinin, müminlerin özellikleri sayılırken İnfak da önemli bir yer tutar.
3:134. O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için infak
ederler , öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel
davranışta bulunanları sever.
59:9. Daha önceden orayı yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş
olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara
verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri
zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim
nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
42:36. Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının geçimliğidir.
Allah'ın yanında bulunanlar ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat
iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir.
42:37. Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
42:38. Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı
kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine
verdiğimiz rızıktan da infak ederler.
32:15. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla
kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar
ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.
32:16. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere vücutları
yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak
ederler.
Böylesine hareket edenlere Alemlerin Rabbı’da yardım eder ve onların yaptıklarını karşılıksız bırakmaz.
34:39. De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve
(dilediğinden de) kısar. Siz ne infak ederseniz, Allah onun yerine
başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
92:5. Artık kim verir ve sakınırsa,
92:6. Ve en güzeli de tasdik ederse,
92:7. Biz de ona en kolay olanı kolaylaştırırız (onda başarılı kılarız).
57:7. Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi, üzerinde tasarrufa yetkili
kıldığı şeylerden infak edin. Sizden iman edip de infak eden kimselere
büyük mükâfat vardır.
57:11. Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun
karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da
vardır.
32:15. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla
kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar
ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.
32:16. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere vücutları
yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak
ederler.
32:17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.
|
|
 |
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:23pm |
HİÇ KİMSENİN BİLEMEDİKLERİ | June 22 2002, 10:25 AM |
Bahçe sahipleri
ve buna benzer anlatımlarda zaman,
mekan ve şahıs tanımlamalarına girişmek
kıssayı ayrıntılara boğacak,
verilmek istenen mesajı
ve onun evrensel niteliğini
geri plana itecektir .
Bu anlatımlarda,
insanın müşahade ettiği
somut olgular kullanılarak,
idrak ve müşahade sınırlarının ötesinde
GAYB hakkında sonuç çıkarma yolları
insana açılır .
Gerçekten insanın geleceği,
insan için GAYB'dır.
Özellikle ahiret
insanın idrak ve müşahade sınırlarını aşan
başka bir değişim/yaratılıştır .
14:47. O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden
cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını
yanına bırakmaz.
14:48. Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği,
(insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna
çıktıkları gün .
Ahirette,
insan için hazırlanan mükafaat
ve azab EN BÜYÜKTÜR,
yer ve zaman insana göre sonsuz
ve sınırsızdır .
9:72. Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak
üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel
meskenler vaadetti. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte büyük
kurtuluş da budur.
İnsanın tasavvur
ve düşünce sınırlarını aşan
FARKLILIKLAR ile birlikte,
bu dünyada sahip olduğu
ve algıladığı SINIRLI zevk
ve acılarla, olaylarla,
yer ve zaman ile
mukayese edilebilir özellikleri vardır
ahiret hayatının.
Ahiret nimetleri
bu dünyadakilerin bir benzeridir (aynısı değil!).
Allah'tan başka hiç kimse
hazırlanan nimetlerin asli hakikatini bilemez .
Cennet gökler ve yer genişliğindedir ,
cehennem doymak bilmez ,
yalanlayanlar cehennemde
halat iğne deliğinden geçinceye kadar kalırlar ,
kapılar üzerlerine kapanır .
Bir yandan
ahiret hayatının
bu dünyadaki
sınırlı tecrübelerden farklılığı vurgulanırken,
diğer yandan
dünya ve ahiretin
birbirini tamamlayan bütünlüğü ,
sürekliği ve birbirini andıran,
birbirine benzeyen
mukayese edilebilir yönleri
ortaya çıkartılır .
Burada önemli olan,
bu benzerliklere rağmen
ahiretin gerçek niteliğinin
insan için GAYB olduğudur.
Herhangi bir kişinin
tahmini veya tasavvuru ile
ihata ve idrak edilemez.
Onun ne olduğu
ancak bilfiil vukuu ile ortaya çıkar .
Vukuu ise
önceden herhangi birinin dirayeti
veya takdiri ile değil
ancak Allah'ın HABER vermesi ile bilinir.
2:25. İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan
cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine
rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir
bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer
olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve
onlar orada ebedî kalıcılardır.
32:17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.
3:133. Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!
50:30. O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz. O da "Daha var mı?" der.
7:40. Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek
isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, halat
iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte
böyle cezalandırırız!
82:17. Ceza günü nedir bilir misin?
97:2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
Bu durum bize Kur'an'ın çok önemli bir niteliğini hatırlatıyor: Biz
insanların düşünce, irade, sezgi, hafıza ve tasavvurları önceden
tecrübe edilmiş, bilinen olgulara dayanarak etkinlik gösterir .
Bizim müşahade ve idraklerimizin dışında kalan
alanlar hakkında bir düşünce üretebilmemiz mümkün değil.
Biz görünüşte ne kadar ''yeni'' olursa olsun ulaştığımız düşünceleri
geçmişteki düşünce ve tecrübelerimize dayanarak, onları çeşitli
bileşenleri halinde geliştiririz.
Böylece bir önceki tecrübelerimiz ışığında evrimleşirler .
Ancak bizim için GAYB olan bir konu hakkında konuşabilmemiz için beşeri bilgi ve tecrübelerimiz yeterli değil.
İçimizden hiç kimse GAYB alemine gidip gelmedi ki bilgi sahibi olsun, tutarlı ve çelişkisiz konuşabilsin!
Ancak kendisi için GAYB söz konusu olmayan
her şeyi
(GAYB ve ŞEHADETİ) BİLEN,
bize haber verdiği zaman GAYB hakkında
-O'nun bildirdiği kadar-
bilgi sahibi oluruz.
Bu durum bize GAYB hakkında Haber veren Kur'an'ın neden taklit
edilemezliğini açıklar .İnsanın hiçbir biçimde düşünce üretemiyeceği
bir alanda İlahi Mesaj ''GAYB''ı insanın düşüncesine ve müşahadelerine
indirgeyerek, ona iman etme yollarını açtı. Bunu yaparken o gün
insanların kullandığı dili sade ve açık bir şekilde kullandı. Yoksa
sözcükler insanların zihinlerini kıvrandıran, acz içinde bırakan ilk
kez duyduğu sözcükler değil, ama verilmek istenen mesaj gerçekten
muhteşem , uyumlu, çelişkisiz.
Bu muhtevada kıssa hiç de öncekilere ait menkıbe, değil. Evet kıssanın
bileşenleri (bahçe, miskin, geceleyin ortalığı kasıp kavuran bir doğal
afet) somut olgular , anlatım tekniği ve kullanılan sözcükler yabancı
değil.
Bu materyalist açıdan kıssa bir tarihi hikaye
ve/veya mitoloji.
Ama ''GAYBİ'' ana fikir -imtihan ,tesbihat, istisna, ilahi karşılık
kıssayı maddi unsurlardan soyutlayarak (neresi, kimler , ürünün ne
olduğu, ne zaman vb.) UHREVİ bir esasa oturtuyor .
İnsan için Gayb-şehadet ilişkisi ve bütünlüğü kurulurken, mevcut bilgi
ve deneyimlerine dayanarak mukayese imkanı sağlanıyor aynı zamanda,
ahiretin farklılığı vurgulanıyor .
İşte azab BÖYLE! Ahiret azabı ise EN BÜYÜK bilseydiler!..
Olaylara SONUÇ (uhrevi) itibariyle baktığımız zaman Bahçe Sahipleri
kıssası bu ayetle bitmiyor .Aksine gaybi sonuçları açıklayarak sürüyor .
Bu çok önemlidir .Çünkü insan kendi bilgi ve tecrübelerine dayanarak
şehadet alemi ile ilgili düşüncelerinde bile tutarlılık ve uyum
sağlayamıyor .
Her şeyden önce insanın bilgi ve tecrübeleri zaman ve mekan ile sınırlı ve bundan dolayı farklılıklar gösterir.
Bu nedenle şehadet alemine ait düşünceleri sürekli gelişme gösterir ve izafidir .
Kimi zaman oluyor ki yeni ulaştığı düşünce bir öncekini yadsıyabiliyor .Bu insanın gelişmeye açık doğasıdır .
Şehadet alemi hakkında izafi düşüncelere sahip insanın, kendi başına
hiçbir şekilde müşahade edemediği GAYB hakkındaki düşünce ve
değerlendirmeleri ne derece sağlıklı, doğru ve tutarlı olabilir ?
Meğer ki kendisine GAYB ve ŞEHADETİ BİLEN tarafından bildirile!
Şimdi bu bilgiyi öğrenelim. |
|
 |
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:23pm |
AKIBET HAKKINDA GAYBİ BİLGİLER | June 23 2002, 12:20 PM |
BİZ MUSLİMLERİ MÜCRİMLER GİBİ TUTARMIYIZ HİÇ? MUTTAKİLER İÇİNDİR
RABBLERİ KATINDA NİMET CENNETLERİ.
NE OLUYOR SİZE ?
NASIL HÜKÜM VERİYORSUNUZ?
YOKSA BİR KİTABINIZ VAR DA ONDAN MI OKUYORSUNUZ?
KENDİ YARARINIZA SEÇTİĞİNİZ (HER HÜKÜM)
HERHALDE ORADADIR .
YOKSA,
KIYAMET GÜNÜNE KADAR BİZİ BAĞLAYAN,
SİZLER İÇİN (VERİLMİŞ) BİR ANT VAR DA
HER NEYE HÜKMEDERSENİZ KENDİNİZ İÇİN
O OLACAKTIR .
SOR ONLARA!
"BUNUN SORUMLULUĞUNU
ONLARDAN KİM ÜZERİNE ALIR?"
YOKSA ONLARIN ORTAKLARI MI VAR?
O HALDE ORTAKLARINI GETİRSİNLER ,
SÖZLERİNİN ERİYSELER!
BALDIRIN AÇILDIĞI O GÜN
SECDEYE ÇAĞRILIRLAR
AMA BUNA GÜÇLERİ YETMEZ.
GÖZLERİ ÖNE DÜŞMÜŞ ,
ZİLLET BÜRÜMÜŞTÜR YÜZLERİNİ .
OYSA SAĞ SALİM OLDUKLARI ZAMAN DA
(HAYATTAYKEN) SECDEYE ÇAĞRILMIŞLARDI.
BU SÖZÜ YALANLAYANLARI
(SEN) BANA BIRAK!
BİZ ONLARI BİLMEDİKLERİ YÖNDEN
YAVAŞ YAVAŞ (ACI) SONA YAKLAŞTIRACAĞIZ.
ONLARA SÜRE TANIYORUM,
BENİM STRATEJİM ŞÜPHESİZ GÜÇLÜDÜR .
YOKSA SEN ONLARDAN BİR ÜCRET İSTİYORSUN DA
AĞIR BİR BORÇ ALTINDA MI EZİLİYORLAR?
YOKSA GAYB ONLARIN KATINDA DA
KENDİLERİ Mİ YAZIYORLAR?
''Hakim Uslüp'' diyebileceğimiz bir anlatım sergilenmekte. Yalanlayanların tezleri (burada ''esatir el-evvelin'' ile başlıyor,
ahiret ile sürüyor) doğrultusunda var-yok,
evet-hayır tartışmasına girmeksizin,
HABER'in bizatihi HAKK oluşu üzerine
tebligat yapılıyor.
Söz konusu olan GAYB'in inkarı karşısında kimi konuların
varlığını-yokluğunu tartışmak değil aksine, GAYB hakkında insanın
sınırlı müşahadeleri çerçevesinde oluşan düşünce ve tasavvurların
düzeltilmesi, gerçeğin açıklanmasıdır .
Bu yöntem sık sık kullanılır
ve insan doğasına uygundur .
Çünkü fıtrat ,
HAKK'ın varlığı-yokluğu üzerinde spekülatif tartışmadan çok,
O'nu tanımak,
O'na yönelmek üzere yaratıldı.
30:30 . O halde, sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah'ın insanları
üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değiştirme
olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları
bilmiyorlar.
Bu bölümde hükmetmek konusunda
insana yöneltilen üç temel eleştiri söz konusu. Bunlardan ilki bilgidir (kitab).
Olayların hem görünür
hem de gaybı yönlerini ihata eden bilgi
Hükmün dayanağı olmalı.
İkincisi ise,
hükmeden kişinin verdiği hükümden
bir çıkarı olmamasıdır .
Ancak verilen hükümden mustağni olan kişi
hak ve adaletli bir yargıya varabilir .
Üçüncüsü ise hüküm sahibinin,
verdiği hükmü yürütecek,
izzet, hakimiyet ve yetkiye sahip olmasıdır.
Böylece verilen hükmün bir geçerliliği olabilsin.
Bilgi, izzet sahibi ve alemlerden mustağni yegane ilah Allah'dır, hükmünde ortağı yoktur.
18/26 De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun
elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel
işitendir. Onların, O'ndan başka bir (Velisi )dostu da yoktur. Ve O,
hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
Alak Suresinde vurgulandığı üzere,
kalem ile öğretilen
sınırlı bilgi, güç ve yetki sahibi insan
kendini müstağni sayarak
''hükmetmek'' konusunda
azgın tutum ve davranışlar sergileyebiliyor .
Sahip oldukları bilgi,
güç ve yetki yanında
kendilerine yardım edebilecek,
yol gösterebilecek ,
stratejilerini belirleyebilecek ,
yasama yapabilecek ,
bilgi sağlayacak akıldaneleri (ukala),
dost ve müttefikleri (evliya) var!
10:35 .Şunu da söyle: "Ortak tuttuklarınızdan kim var hakka götüren?"
De ki: "Allah götürür hakka. Hakka götürebilen mi izlenmeye daha
layıktır yoksa kılavuzlanmadıkça ( hidayet edilmedikçe)yolu bulamayan
mı? Peki, ne oluyor size?
Nasıl hüküm veriyorsunuz siz?"
42:10 .Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a
aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na
yönelirim.
Görünürdeki olguların (şehadet) ötesinde,
yaratılışın gerçek anlam ve amacını (gayb) görmezlikten gelen insan için
müslim ile mücrim arasında
bir fark görmemek
-hem şu anda hem de gelecekte (ahiret)-
tipik bir materyalist anlayıştır .
45:21. Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında
kendilerini, iman edip salih ameller işleyen kimseler ile bir mi
tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
45:22. Allah, gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.
Buradaki küfr o kadar ileriye gider ki herşeyi (gayb) belirleme, iddiasına ulaşır .
52:41. Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?
53:28. Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna
uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.
Bu durum
ancak kişinin kendini müstağni görmesinden,
insan merkezli bir dünya görüşünden başka birşey değildir .
İnsan bu azgın ve inatçı tutumundan vazgeçmez ise, gaybi kimi
gerçeklerin yakin olarak idrak edilmeye başlanıldığı , ölüm (yakin) anı
ve sonrasının, insanı içine düşürdüğü şiddet,
korku ve çaresizliği tasvir etmek, kayda değer.
102:3. Hayır! Yakında bileceksiniz!
102:4. Elbette yakında bileceksiniz!
102:5. Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız,
102:6. Mutlaka cehennem ateşini görürdünüz.
102:7. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz.
102:8. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
74:47. Sonunda bize ölüm geldi çattı.
Kalem Suresinde geçen
“baldırın açıldığı gün “ deyimi
bu tasvirle ilgili bir anlatımdır .
Kaçamayacağı, değiştiremiyeceği
ölüm günü can boğaza dayanınca
bacak bacağa dolaşır ,
çevresindeki yoldaşları,
dost ve müttefikleri (şüreka) de
çaresizlik içinde bakınır durur.
Rabbına dönüşte kişiyi tek başına bırakırlar
ortadan kaybolurlar.
Ölüm ve ölüm sonrasının hakikatini müşahade ettiklerinde artık imanın bir yararı yoktur .
Tıpkı Fir'avn örneğinde olduğu gibi .
Çünkü insan,
sağlığında, Allah'a dönüşü unutarak rekabete daldı , boş şeylerle oyalandı durdu ,
Rabbına karşı küstahlaştı.
Elbette bunun hesabını verecek,
o günün şiddet ve dehşeti
iliklerine kadar işleyecek.
Kaçış yok!
Hiç ummadıkları bir anda
belki de
kendilerini en güçlü hissettikleri bir anda
acı sonları ile karşılaşacaklar .
75:25. Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.
75:26. Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,
75:27. "Tedavi edebilecek kimdir?" denir.
75:28. (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.
75:29. Ve bacak bacağa dolaşır.
75:30. İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.
56:83. Hele can boğaza dayandığı zaman,
56:84. O vakit siz bakar durursunuz.
56:85. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
56:86. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
56:87. Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
40:73. Sonra onlara: Allah'ı bırakıp da koştuğunuz ortaklar nerededir? denilecek.
8:50. Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve "Tadın yakıcı
cehennem azabını" (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir
görseydin!
40:85. Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda
vermeyecektir. Allah'ın kulları hakkında süregelen âdeti budur. İşte o
zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.
10:90. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve
askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet
(denizde) boğulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten,
İsrailoğullarının inandığı ilah’dan başka ilah olmadığına ben de iman
ettim. Ben de müslümanlardanım!" dedi.
10:91. Şimdi mi ! Halbuki daha önce isyan etmiş ve müfsidlerden olmuştun.
7:51. O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya
hayatı onları aldattı. Onlar, bu günleri ile karşılaşacaklarını
unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün
onları unuturuz.
38:26. Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar
arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın
yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü
unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.
102:1. Çoğaltma yarışı sizi o derece oyaladı ki,
102:2. Ta ki mezarları boylayıncaya kadar.
74:45. (Bâtıla) dalanlarla birlikte dalıyorduk,
74:46. Ceza gününü de yalan sayıyorduk,
74:47. Sonunda bize ölüm geldi çattı.
75:11. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!
6:44. Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz
sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık.
Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları
ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.
39:25. Onlardan öncekiler (peygamberleri) yalanladılar da farkına varmadıkları bir yerden onlara azap çattı.
Bu Allah'ın takdir ettiği plana uygundur.
35:45 . Allah, yaptıklarına karşılık insanları (hemen) yakalasaydı
yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ama onları belli bir süreye kadar
sona bırakıyor. Süreleri gelince… Gerçekten Allah kullarını görendir.
3:178.Kafirler sanmasın ki onlara tanıdığımız süre kendilerinin
hayrınadır! Biz onlara günahı arttırmaları için süre tanıyoruz. Acı bir
azab onlar için...
O halde tebliğci, sadece Allah'ın bildiği genel plan içinde , kendi
görev ve sorumluluklarının bilincinde olmalı ve yerine getirmelidir .
Bu genel plan içinde hedeflerin gerçekleşmesine dair Allah'ın vaadi, müslimlerin cihadına (çalışma-gayret)bağlı.
29:69.Bizim için cihad edenleri, Biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah muhsinler ile beraberdir.
5:67.Ey Rasul! Rabbından sana indirileni tebliğ et! Bunu yapmazsan,
O'nun mesajını (risaletini) duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan
korur .
Hendek savaşı döneminde inen Ahzab Suresinde de, muslimlerin izzet ve
üstünlüğü Allah'ın mesajını duyurma ve uygulama kararlılığından
kaynaklanır .
33:39.Onlar ki Allah 'ın mesajını tebliğ ederler , O'ndan korkarlar
.Allah'dan başka hiç kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah
kafi.
Resulün risalet görevini yaparken Alemlerin Rabbından başka karşılık , ücret (ecir) bekleyebileceği bir yer yoktur.
38:86. De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum…
25:56. (Resûlüm!) Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
25:57. De ki: Buna karşılık, sizden, Rabbine doğru bir yol tutmayı
dileyen kimseler (olmanız) dışında herhangi bir ücret istemiyorum.
6:90. İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de
onların yoluna uy. De ki: Ben buna (peygamberlik görevime) karşılık
sizden bir ücret istemiyorum. Bu (Kur'an) âlemler için ancak bir
öğüttür.
10:72. "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim.
Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana müslümanlardan
olmam emrolundu."
11:51. Ey kavmim! Ben, ona (peygamberliğe) karşılık sizden bir ücret
istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir.
Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?
34:47. De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.
Risaletin başlangıcında
müslim ve mücrimler hakkında
Allah'ın vaadini Bedr , Hendek gibi
sonraki olaylarla somutlaştırmak için
zaman çok erken.
Bu aşamada İlahi vaad ancak gaybdır
ve müslimler gaybe inanır .
Ancak bu yorumlar
daha önce de belirttiğimiz gibi
vaad'in dünyevi olarak
tahakkukunun anlaşılabileceğini ihsas ettirir .
Ne zaman, nasıl, gibi sorular henüz cevapsız.
Bununla birlikte örneklemeler yapılabilir , önceliklerin sıralaması ortaya konulabilir .
Tüm olumsuzluklara karşı bireysel sorumluluk ve kararlılık ilk sırayı alıyor .
|
|
 |
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:24pm |
SORUMLULUK | June 24 2002, 12:31 AM |
SEN RABBI'NIN HÜKMÜNE SABRET
VE "BALIK SAHİBİ" GİBİ OLMA!
O (RABBINA) SESLENİRKEN PEK SIKINTIDAYDI.
RABBIN'DAN ONA BİR NİMET ULAŞMASAYDI ,
KINANMIŞ OLARAK ISSIZ BİR SAHİLE ATILIRDI.
ANCAK RABBI ONU SEÇTİ VE SALİHLERDEN KILDI.
''Balık Sahibi''ne istinaden anlatılan bu kıssa hakkında muhataplar bir şekilde bilgi sahibidir.
Kur'an'da bu bilgilerden yararlanarak,
ancak gereksiz ayrıntılara girmeden
ana fikir kısa yoldan
bütün açıklığı ile ortaya konulur .
Gerçekten öyle bir anlatım tekniği izlenir ki muhataplar
bu ayrıntılara gerek duymadan
ana fikri kavrayabilirler .
Bu kıssada,BALIK SAHİBİ
herşeyden önce bir beşer olmasıyla,
doğasında var olan zayıflık ,
acelecilik gibi kimi vasıflarından dolayı,
bir yılgınlık ve zayıflık göstererek,
"bir kölenin efendisinden" kaçarcasına risalet görevinden kaçar!
Ama nereye?
Bakar ki kaçış çare değil
tekrar Rabbına döner.
Sonuç son derece olumludur.
4:28. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
17:11. İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!
21:87. Zünnûn'u da ( balık sahibi Yunus'u da zikret). O öfkeli bir
halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı
zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir ilah
yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye
niyaz etti.
37:139. Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.
37:140. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
37:141. Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.
37:142. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
37:143. Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı,
37:144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
37:145. Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
37:146. Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
37:147. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
37:148. Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
10:98. Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden)
herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de
bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince,
kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları
bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.
Bu örneklemelerde
üzerinde titizlikle durulan ana fikir
kendini Allah'ın mesajını tebliğ etmek ile yükümlü gören kişinin sorumlu ve kararlı tutumudur .
Gerek insanın doğasından gerekse toplumun yüz çevirmesinden kaynaklanan
tüm olumsuzluk karşısında
sorumlu, dirençli ve kararlı olmak
sabrın ta kendisidir.
Toplumun İlahi Mesaj'a karşı olumsuz tavrı
Haberciyi gördükleri ve dinledikleri an başlayabiliyor .
KAFİRLER, ZİKRİ DUYDUKLARI AN NEREDEYSE SENİ GÖZLERİYLE DEVİRECEKLERDİ VE "O GERÇEK BİR MECNUNDUR" DERLER .
OYSA, O (KUR'AN) ALEMLER İÇİN ANCAK BİR ZİKR'DİR
|
|
 |
|
admin
Gönderilenler : 143 Üyelik : 01 Tem 2008 Aktif Durum : Aktif Değil
|
Alıntı Cevapla
Gönderim Zamanı: 23 Eki 2008 Saat 5:25pm |
Alemlerin Rabbından gelen İlahi Mesajı okuyup ona tabii olanlar ve
İlahi Mesajın insanlardan istediği ahlak ile ahlaklananlar çevrelerinin
olumsuz bir takım tepkileri ile karşılaşabilirler.
Bu tepkilere karşı İlahi Mesajı insanlara gönderen Rabb mesaja tabii olanın destekçisidir.
Bu Resul olsun diğer bir mümin olsun fark etmez.
Sen Rabbının Nimeti İle
Asla Bir Mecnun Değilsin,
Kesintisiz Bir Ecir Senindir
Ve Gerçekten Sen Yüce Bir Ahlak Üzerindesin.
Uzlaşmacı politika ve öneriler İlahi Mesaja tabii olanları asla yolundan çevirmemelidir.
Bu konunun uzlaşması yoktur.
Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize
kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kur'an getir veya bunu
değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için
olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam.
Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.( Yunus 10)
“Esatiri evvelin ( yada eskilerin masalları) , “ Bu gün bunlar geçerliliğini yitirmiştir”
gibi sözler müstekbirlerin alışılagelmiş itirazlarıdır.
İnsanın kazancı sadece kendisine ait değildir. Kendisinde emanet duran HAKKI MALUM’un hak sahiplerine teslim edilmesi gerekir.
İlahi Vahye tabi olanlar ile olamayanların akibetleri muhakkak ki farklı olacaktır.
Hayattayken davet olunan secde ye icabet gereklidir.
Secdeye icabet – kulluk- sırasında çeşitli engellemeler, zulümler ve başarısızlıklar olacaktır.
Yılmamak ve sebat göstermek te secdenin bir gereğidir.
|
|
 |